Arşiv
- Kasım 2008 (15)
- Ekim 2008 (1)
- Eylül 2008 (86)
- Temmuz 2008 (37)
- Haziran 2008 (26)
- Ocak 2008 (55)
Konular
- Burun Estetiği Ameliyatı
- YAĞ ENJEKSİYONU - DOLGU
- BOTOKS
- DÜŞÜNCE TERAPİSİ & BİOENERJİ
- G NOKTASI BÜYÜTME
- DIŞ DUDAK ESTETİĞİ - VULVA ESTETİĞİ - VULVOPLASTİ
- İÇ DUDAK ESTETİĞİ - KÜÇÜK DUDAK ESTETİĞİ - LABİOPLASTİ
- BACAK GERME ESTETİĞİ
- JİNEKOMASTİ
- GÖĞÜS KÜÇÜLTME AMELİYATLARI
Dostlar
- Estetik
- burun estetiği
- burun estetiği
- Burun estetiği
- göğüs estetiği
- meme dikleştirme
- jinekomasti
- kepçe kulak
- karın germe
- göz kapağı estetiği
- yüz estetiği
- yağ aldırma
- migren
- kaş kaldırma
- plastik cerrah
- jinekomasti
Diğer Projelerimiz
Dünyada birçok insan topluluğu vardır.
Her toplumun yaşam şekli değişiktir.
Toplumların beyin, düşünce, fikir oluşumları değişiktir. Renkleri değişiktir. İklimlere, bölgelere göre insanlar renklenmiştir.
Ama insan oluşumunun birbirinden farkı yoktur. Aynı şekilde doğarlar, çoğalırlar yerler, büyürler, çiftleşirler.
İnsan bebeklik ve çocukluk dönemini geçirdikten sonra hayatın gerçeklerini ve kendi yaşamının geleceğini düşünmeye başlar.
İnsan kendi geleceğini, gelecek yaşamında neler yapmak istediğini beyninde, düşüncesinde, bilinç altında olgunlaştırmaya çalışır.
Bilinç altına yerleştirilen arzulu fikirler, heyecanlı beklentiler, olumlu veya olumsuz düşünceler bilinç altına yerleşerek insanın yaşamına, kaderine zamanla yön verir.
Güzel düşün, güzel yaşa.
İnsan düşünerek yaşamına yön verebilir.
İnsanın kaderi, gelecekteki yaşam biçimi bu dialog vasıtası ile olgunlaşmaktadır.
İnsan vücudunu, sistemini, metobolizmayı organize etmek ve sistemi, en iyi şekilde bağlantılarını kurarak çalışmasını sağlamaktır.
İnsanın yaşam şekli düşünce ile gelişmektedir.
İnsan ne düşünürse beyinde, bilinçaltında ne olgunlaşırsa, belli zaman süreci içerisinde o istekler gerçekleşir.
Bilinç altına yerleşen fikirler iyi, güzel olumlu olabileceği gibi insan yaşamını istemeyerek olumsuz yönde etkileyecek fikirler de olabilir.
Bilinçaltı düşünceleri zamanla olgunlaşarak, olumlu veya olumsuz yaşam gerçekleri olarak insanın karşısına çıkar ve olaylar, hisler gerçekleşir. Bu gelişen olaylardan insanlar mutlu veya mutsuz olabilirler.
Bilinç altında iyi güzel şeyler geliştiren insanlar mutlu olurlar.
Bilinç altında olumsuzluklar, karamsarlıklar, kötümserlikler geliştiren insanlar mutsuz ve huzursuz olurlar.
İnsan bilinç altında hem olumlu fikirleri hem de olumsuz fikirleri saklıyabilir.
Gerçekleşen bilinçaltı olguları neticesinde; insanlar gelişen olaylarda kendilerinin başarısı veya başarısızlığı düşüncesine kapılırlar.
İnsan hastalık korkusunu bilinçaltına yerleştirmişse, ben hasta olacağım fikrini devamlı beyninden geçiriyorsa, ya hasta olursam fikri bilinçaltına yerleşmişse, zamanla o insan o hastalığa yakalanacaktır.
Ben hasta değilim, hasta olmam metobolizmama iyi bakıyorum, hasta olmayacağım fikrini beyninde olgunlaştırırsan hasta olma ihtimalin azalır.
Yeni bir işe başlarken veya başarılması lazım gelen bir iş başarılmak isteniyorsa; beyinde, düşüncede ya başarabilirmiyim, ya başaramazsam fikirlerini geçirmemek lazımdır.
Çünkü bilinçaltına o korku girecek olumlu işler belkide olumsuz olacaktır.
Bu yüzden herhangi bir şeyi yaparken ben bu işi en güzel şekilde yaparım, ben başarırım düşüncesini isteyerek bilinçalatına yerleştirirsen o işi muhakkak yapabilirsin ve başarabilirsin.
Bilinçaltımızda devamlı olumlu fikirler yerleştirmeye bakalım.
Olumsuz fikirler bir kere bilinç altına yerleştikten sonra o fikri söküp atmak çok zordur.
Devamlı yaşamın iyi ve güzel şeylerinin bilinçaltında olgunlaşmalarını içtenlikle isteyelim.
Zayıflama-Şişmanlama olguları da bilinçaltı düşüncleri neticesinde gerçekleşir.
Ben zayıflıyacam, ben zayıflayabilirim düşüncelerini bilinçaltında olgunlaştırırsanız muhakkak zayıflarsınız.
Ben zayıflayamam, yemesem bile “şişmanlıyorum, zayıflayamıyorum” fikrini bilinçaltında olgunlaştırırsanız zayıflayamazsınız.
Sigara içmek ve sigarayı bırakmak ta bilinçaltı düşünceleri ile bağlantılıdır.
Bilinçaltındaki düşünceni içtenlikle ve samimi olarak sigara içmemek için geliştirirsen sen de sigarayı bırakabilirsin.
Sigarayı bırakmak istiyorum , fakat çok denedim ben sigarayı bırakamam düşüncesini bilinçaltında geliştirirseniz sigarayı hiçbir zaman bırakamazsınız.
Açlık tokluk olgusunun zamanlaması da bilinçaltı sayesinde olgunlaşmaktadır.
Açlık olgusunun bilinçaltında olgunlaşması ile mekanizmamızın ihtiyacı olan
yemek aklımıza gelerek yemek ihtiyacı hissederiz.
Acıktım fikrini aklımıza getirdiğimiz zaman hemen acıkırız.
Ben daha acıkmadım diyerek düşünce olgunlaştırırsak yemek yeme zamanını uzatabiliriz. Hiç de açlık hissetmeyiz.
Yemek bir ihtiyaçtır. Mekanizmanın düzgün çalışması için her türlü gıda alınmalıdır.
Az yemek, çok yemek de bilinçaltı düşüncesi ile ilgilidir.
Yemekte, doyumda en önemli faktör beynin, yemek düşüncesinin , gözün doymasıdır.
Çok yemek marifet değildir aç yemek marifettir.
Bu fikri bilinçaltında geliştirerek az yemek yemeğe çalışmalıyız.
Yemek yeme saatleri de bilinçaltı düşünceleri tarafından zamanları ayarlanmaktadır. Öğle yemeğini saat l2’de yemek istiyorum düşüncesini bilinçaltında olgunlaştırın, saat tam l2’de acıkacaksınız ve yemek yeme ihtiyacı hissedeceksiniz.
Yatma, kalkma zamanları da bilinçaltı düşüncesi tarafından olgunlaşarak insanların yaşamlarına yön vermektedir.
Gece 23:00’da yatarım diyerek her gün 23:00’da yatmak isterseniz ve yatarsanız, o günlerden sonra saat tam 23:00’da uykumuz gelecek, yatma ihtiyacı duyacağız. Sabah saat 07:00’de uyanmam lazım diyerek düşüncemizi o yönde geliştirirsek, hergün saat 07:00’de kalkmak için zil kurarsanız ve kalkarsanız bilinçaltınız sizi hergün saat 07:00’de uyandıracaktır.
Gün boyu zaman ayarlamaları bilinçaltı, içgüdüsel ve düşünce gücü ile isteğimize uygun olarak kendi kendine ayarlanarak, zaman dilimlerinin kullanılma hissi içgüdü vasıtası ile beyne iletilir ve kullanılır.
Bilinçaltı yönlendirmeleri ile ilgili hepimizin başından birçok olaylar geçmiştir.
Yaşamımızda daha önce başımızdan geçipte bir daha olmasını istemediğimiz olayları unuttuğumuz için hiç düşünmeyiz.
Ama uzun bir aradan sonra ansızın o olay aklımıza gelir. Fakat o olayı düşünmek istemeyiz. Birdaha tekrarlanacağından çekiniriz. Aklımızdan çıkmasını isteriz. Fakat o olay aklımızdan çıkmaz. Bilinçalatımıza yerleşmiştir.
Bir müddet sonra o istemediğimiz olay karşımıza gelir ve tekrar gerçekleşir. Çünkü bilinçaltından o olayı atamamışızdır.
Bilinç altında birikimler kaldığı müddetçe aynı olayların tekrarlanma ihtimili vardır.
Yeni düşüncelerle, bilinçalatından istemediğimiz olayları silelim.
Her toplum kendi yaşam tarzı içinde yaşamaktadır.
Bu yaşam tarzı da toplumların kendi isteklerine göre olmamaktadır.
Herkes kendi yaşam şeklinden hoşnut olmalıdır.
Her ırk ve bölgenin yaşam şekli, beslenme şekli farklıdır.
Bölgelerdeki gelişmişlik farklıdır.
Toplumlardaki insanlar bölgelere ve kültürlere göre değişik düşünce, fikir ve duygu ile yaşarlar.
Her toplum yaratıcıyı kendilerine göre aramıştır ve tanrıya yakarışta bulunmuşlardır.
İnsanlığın gelişmişlik sürecine baktığımızda toplumlar sığınıcı aramışlar, güneşe, aya, bazı hayvanlara, kendi yaptıkları putlara, kuşlara, ateşe inanarak yaşamlarının daha güvenli, huzurlu geçmesi için dua etmişlerdir.
Eski toplumlarda gelişme çok yavaş olduğundan, iletişim olanakları olmadığından, okuma yazma kültürü olmadığından, ulaşım imkanlarının olmayışından kendi kendilerine içgüdü sayesinde tanrıya ulaşma imkanları aramışlardır, O insanlar da anlamışlardırki bir yaratıcı olmadan hiç bir imkan sağlanamaz.
Bütün imkanların yaratıcı tarafından sunulduğunu ve yönetildiğini kabul etmişlerdir.
Toplumların gelişmesi ile güneşin, ayın, ateşin, putların yaratıcı olmadığı anlaşılmaya başlanmıştır.
Gözlerimizi kapatarak kendimizin nasıl varolduğunu, tabiatin, hayvanların, balıkların nasıl doğup büyüdüklerini nasıl yaşlanıp öldüklerini düşünelim.
Nekadar büyük bir gücün bizleri yönlendirdiğini iyiyi, kötüyü gösterdiğini düşünerek bizleri yaratana şükür ve dua edelim.
İnsan beyni geliştikçe yaşam daha iyiye gitmekte, daha rahat olmaktadır.
İnsanların kainatta rahat ve kolay yaşıyabilmeleri için ilk çağlardan itibaren icat denen oluşumlar insanların hizmetine sunulmuştur.
O dönemlerde insanlar doğa ile başbaşa, hiç bir alet ve yapacak hiçbir şeyin olmadığı, konuşma ve iletişimin olmadığı guruplar halinde yaşamışlardır.
Zamanla konuşma, barınma, içgüdüleri gelişerek yaşam şekillenmeye başlamış, ateş icat edilmiş, ateşin nasıl ve nerelerde kullanılacağı içgüdü vasıtaları ile oluşturulmuş, avlanma şekilleri ve imkanları bulunmuş, daha sayabileceğimiz birçok icat ve imkanlar sayesinde insanoğlu yaşamını geliştirerek bu günlere gelinmiş.
Her kadın, estetik olarak güzel görünümlü memelere sahip olmak ister. Ancak ya doğuştan az gelişme sonucu yada doğum sonrasında meme bezindeki hacim kaybı soucu üzerindeki deri de bol kalınca sarkık bir meme görüntüsü ortaya çıkar. Hacmini ve diri görünümünü kaybetmiş sarkık memelerin görünümünü “meme dikleştirme ameliyatı” ile güzelleştirmek mümkündür. Yeterli bir hacme sahip olmayan sarkık memeler için tek başına dikleştirme ameliyatlı yeterli olmayabilir. Meme dikleştirme ameliyatı sadece memeyi şekillendirici, sarkıklığı giderici bir girişimdir, memeye hacim kazandırmaz. Bu gibi olgularda, ameliyata ek olarak, hacim kazandırmaya yönelik meme protezi uygulaması ile normal dolgunluk da sağlanmış olur.
Ameliyatın tekniği memelerin sarkıklık derecesine göre değişmektedir. Hafif sarkıklığı olan olgularda meme başı normal pozisyonuna taşınır ve çevresindeki bollaşmış olan fazla deri çıkarılır. Bu teknik uygulandığında meme başı çevresinde renkli kısım sınırında dikkat çekmeyen halka şeklinde bir ameliyat izi oluşur. Sarkıklık fazla ise ayrıca memenin alt yarısından da bollaşmış derinin çıkarılması gerekir. Bu durumda memenin başının çevresindeki ameliyat izine ek olarak meme başından alt çizgiye doğru dikey olarak uzanan bir iz daha oluşur. Bu uygulamalar ile meme daha dik ve diri bir görünüm kazanır. Aynı girişim sırasında memeye dolgunluk kazandırmak için meme protezleri de yerleştirilebilir.
Deri, meme dokusundan ayrılıdıktan sonra dikleştirilerek şekil verilir. Duyusuna ve süt kanallarına zarar vermeden merkezden beslenen koni şeklinde meme dokusu yeniden oluşturulur .Deri ise bu şeklin üzerinde örtü gibidir. Dikiş hattına yüklenmeden toparlanır, ince bir çizgi şeklinde iz kalır.
Ameliyatta uygulanan tekniğe bağlı olmaksızın açık tenli ve yara iyileşme fizyolojisi normal olan kişilerde, kalan ameliyat izleri çok belirgin değildir. Ancak izlerin belirginliği yine de kişinin yaşına ve derisinin yapısal özelliklerine göre değişebilir.
Ameliyat , hastane ortamında, genel anestezi altında yapılır, ortalama süresi iki, üç saatir ve hastanede kalış süresi bir gündür. Ağrılı bir ameliyat değildir ancak memelerde bir kaç hafta süren ödem (şişlik) olabilir. Ameliyat izleri aylar içinde yavaş yavaş azalmaya başlayacaktır. Memenin tam şeklini alması ve yara izlerinin azalması için üç-altı ay gereklidir.
Meme dikleştirme ameliyatı ile oluşturulan daha dik, diri ve dolgun bir göğüs şekli ile kendinize olan güveniniz de artacaktır.
Göğüs, kadınlığı simgeleyen belki de en önemli organdır. Göğüsdeki aşırı büyüklük sadece psikososyal değil, aynı zamanda bel ve sırt ağrılarına yol açan fiziksel problemler yaratmaktadır. Göğüs küçültme ameliyatı plastik cerrahinin estetik ameliyat grubunda yer alsa da bu ameliyat için başvuran hastalarımın büyük çoğunluğu büyük Göğüslerin oluşturduğu bel ve sırt ağrılarından yakınır. Dolayısıyla bu ameliyatı biraz da rekonstrüktif bir ameliyat olarak değerlendirmek yanlış olmaz.
Ameliyat için en ideal adaylar; hormonal bir bozukluğa bağlı olarak büyümeyen ve son 6 ay içerisinde büyüklüğünde değişme olmayan, ele gelen veya mamografide tespit edilmiş bir kitlenin ve Göğüsde aktif bir enfeksiyonun olmadığı hastalardır.
Ameliyattaki amacımız; Göğüsnin, fazla olan dokularının alınması ve Göğüs başıyla birlikte hastanın vücut anatomisi göz önünde bulundurularak anatomik yerine taşınmasıdır.
Bu işlem sırasında kaçınılmaz olarak Göğüs başından Göğüs alt çizgisine uzanan dikey bir çizgi bazen de bu çizgiye ek olarak Göğüs altında uzanan ve ters T şeklinde bir iz kalır. Ancak gene diğer estetik operasyonlarda olduğu gibi estetik ve fonksiyonel bir organa kavuşmuş bir hasta, sütyen veya bikini içerisinde kalacak bu izi önemsemez. Benim terciğim; sadece Göğüs başından Göğüs altı kıvrımına uzanan düz bir çizgisel izin kaldığı “vertikal redüksiyon mamoplasti” yöntemidir. Göğüs başı duyusunun ve süt verme fonksiyonunu korunduğu bir yöntem olması, ayrıca oldukça büyük Göğüslerde dahi kullanılabilme güvenilirliği, tekniğin üstün özelliklerindendir.
Ancak Göğüs başı kan dolaşımının riske gireceği bazı büyük Göğüslerde hastanın onayı alındıktan sonra “serbest Göğüs başı tekniği”ni kullanabiliyoruz. Bu yöntemin dezavantajı; Göğüs başı duyusununun çok az geriye dönmesi ve süt verme fonksiyonunun olmamasıdır.
Göğüs küçültme ameliyatı mutlaka ameliyathane şartlarında yapılmalıdır ve genel anestezi tecih edilmelidir. Ameliyat sonrası dönemde en az 1 günlük bir hastane takip süresi olmalıdır. Ameliyattan sonra ortaya çıkabilecek yara iyileşme problemleri lokal anestezi altında küçük müdahaleler ile çözümlenebilmektedir.
Meme, kadınlığı simgeleyen önemli organlardan biridir. Tarih boyunca büyük memeler kadında dişiliğin ve doğurganlığın sembolü olarak görülmüştür. Bu amaçla bir çok tıbbi ve tıbbi olmayan yöntemler bulunmuş olsa da , modern plastik cerrahinin temelini oluşturan “replace with like” felsefesine uygun bir yöntem için çalışmalar hızla devam etmektedir.
Meme genel yapı itibariyle meme bezi ve yağ dokusundan oluşur, bu yağ miktarı kadından kadına değişiklik göstermektedir. Meme’nin kıvamı bu yüzden en çok yağ dokusunun kıvamına benzer. Bu benzerlik ve yağ dokusunun vücudumuzda yeteri kadar bol bulunması, ayrıca liposuction ve yağ enjeksiyonunun gelişimi plastik cerrahlar arasında, yağ dokusuyla meme büyütme yapılabilirliği düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Ancak ilk yapılan yağ transferlerinin teknikten yoksun olması nedeniyle trasfer edilen yağ dokularında yaşayamama, hacimde kayıp ve hücre ölümü sonrası kalsifikasyon(kireçleşme) ortaya çıkmıştır. Bütün bunlar plastik cerrahların yağ trasferlerine olan inancının kaybolmasına neden olmuştur. Ancak uzun yıllar boyunca yağ dokusunun transfer edildiği başka vücut bölgesinde yaşayabilirliğini artırmak için çalışmalar devam etmiştir. Varılan ortak nokta; “ yağ dokusu vücutta damarlanması bol bir doku olmasına karşın alındığı yerden başka bir bölgeye nakledilirken hücre ölümü çok hızlı gerçekleşmekte, nakledildiği bölgede kendisini besleyecek yeni damarlanma oluşana dek hücrelerin büyük bölümü ölmektedir.” olmuştur. Ayrıca plastik cerrahinin en ilgi çekici konularından biri olan iskemi reperfüzyon hasarı kaçınılmazdır. Hacim olarak büyük çapa sahip yağ hücreleri travmaya oldukça hassas olduklarından vücuttan alınma ve enjeksiyon sürecine kadar geçen zamanda kullanılan teknik te sonucu etkilemektedir.
Son yıllarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki yağ dokusu kök hücre bakımından oldukça zengin bir doku olup elde edilmesi de oldukça kolaydır. Kök hücreler salgıladıkları büyüme faktörler ile yeni damarlanma oluşturlar. Biz buradan yola çıkarak, yağ dokusunun transfer sonrası yaşayabilirliğini kaybetmesini ve hacmindeki azalmayı önlemek için kök hücre kullanılmasını başlattık. Bu bir nevi “supercharge” işlemiydi. Bir yandan travmatik olmayan teknikler kullanarak yağ hücrelerinin transfer edileceği aşamaya kadar canlılığını korurken, bir yandan da gene yağ dokusundan elde edilen kök hücreler ile transfer sonrası canlılığı artırmış olduk.
Kök hücreler bulunduğu çevreye göre özellik gösteren hücrelerdir. Birlikte transfer edildiği kendi orjini olan yağ dokusu ortamında önceki fonksiyonlarını görmeye devam edecektir. Yani hem yeni yağ hücresi oluşumunu hem de yeni damarlanma oluşturarak yağ enjeksiyonunun başarısını maksimum düzeye çıkaracaktır.
Günümüz tıbbının en ilgi çekici konusu olan kök hücre teknolojisi ile ilgili çalışmalar bütün hızıyla devam ediyor. Kök hücreler artık estetik cerrahinin en popüler konularından biri olan yağ enjeksiyonunda da kullanılmaya başlandı. Yağ enjeksiyonu , kendi yağ dokunuzun vücudunuzdan liposuction(yağ emme) yöntemiyle alındıktan sonra bir takım özel işlemlere tabi tutulup, vücudunuzun gençleşmesini istediğiniz bölgesine nakledilmesidir. Yağ enjeksiyonu ile, uygun vakalarda ve iyi teknik kullanıldığı taktirde mükemmel neticeler alınabiliyor. Nitekim hem kendi dokunuz olması nedeniyle herhangi bir alerjik risk taşımaması, hem de kazandırdığı volüm etkisinin yanısıra kıvamının ciltaltı dokunuzla aynı kıvamda olması, yağ enjeksiyonunu diğer yöntemlere üstün kılıyor.
Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Zekeriya Kul, Japonya’da Cellport Klinikte Prof. Dr. Yoshimura ile birlikte kök hücre destekli yağ enjeksiyonu yöntemi ile , meme büyütme ameliyatlarında enjekte edilen yağ dokusunun canlılığını ve kalıcılığını artırmayı başardı. Kök hücreleri, ekstra bir girişime gerek kalmaksızın gene yağ dokusundan elde etmeyi başaran Dr. Kul ile operasyonun ayrıntılarını konuştuk.
Kök hücre destekli yağ enjeksiyonu nedir?
2 yıl önce yaptığımız bazı çalışmalar yağ dokusunun aslında kök hücre açısından oldukça zengin bir doku olduğunu gösterdi. Şöyle ki; liposuction ile alınmış 100 ml’lik yağ dokusundan ortalama 10 milyon kök hücre elde edilir. Bu sayı kemik iliğinden(şu an klinikte uygulanan yöntem) yapılan bir seferlik aspirasyonda(yaklaşık 40 ml) elde edilen kök hücre sayısının 45 katıdır. Kaldı ki yağ dokusundan liposuction ile ortalama 2000 ml yağ alabilmekteyiz.
Kök hücrelerin, nakledikleri dokuda canlılığı artırdığını iyi biliyoruz. Kök hücreler bunu, birkaç yolla sağlıyorlar. Hem sentezledikleri bazı büyüme faktörleri ile direkt etki göstererek, hem de damarlanmayı artırarak dolaylı yoldan nakledikleri dokunun dolaşımını artırıyorlar. Aynı zamanda kök hücreler, nakledikleri dokunun karakterini taşıyan hücrelere de dönüşüyorlar. Yani yağ dokusu ile birlikte nakledildiğinde olgun yağ hücrelerine dönüşebilme potansiyelleri mevcut. İşte biz, kök hücrelerin bu etkilerinden faydalanarak yağ dokusunun enjeksiyon sonrası yaşayabilirliğini ve kalıcılığını artırmayı başardık.
Kök hücre destekli yağ enjeksiyonu meme büyütme amaçlı uygulanabilirmi?
Geçmişte meme büyütme amaçlı olarak yağ enjeksiyonu yöntemi kullanılmasına karşın kullanılan yetersiz teknik ve yaklaşımlar nedeniyle istenilen sonuçlar elde edilememişti. Kök hücre destekli yağ enjeksiyonu ile artık, arzu edilen meme volümünü sağlamak mümkün hale geldi. Enjekte edilen yağ dokusunun oluşturduğu volüm ve kıvam ile oldukça doğal neticeler elde edebiliyoruz. Seçilmiş olgularda ve belli bir volüme kadar kök hücre destekli yağ enjeksiyonu yaparak meme büyütme elde edebiliyoruz. Silikon protezlerden en üstün özelliği, kendi hücrelerinizle, memenin orijinal kıvamında ve üç boyutlu büyütme sağlamasıdır.
Kök hücre destekli yağ enjeksiyonun diğer yöntemlere olan üstünlükleri nedir?
Geçmişte uygulanan yağ enjeksiyonları sonrası, yağ dokusu canlılığını koruyamadığından zamanla volüm kaybı olurdu. Yağ dokusu, vücudumuzda damarlanması en bol doku olmasına rağmen nakledildiği ortamda yaşayabilirliğinin az olması plastik cerrahları yılardır arayış içerisine itmiştir.
Enjekte edilen yağ dokusunun yaşayabilirliğini artıran bazı faktörler vardır; yağ hücreleri büyük hacimlerine rağmen travmaya karşı oldukça hassas hücrelerdir. Liposuction ile yağ elde etme aşamasında kullanılan ileri yöntemler yağ hücrelerinin canlılığını bir noktaya kadar artırmakla birlikte yağ enjeksiyonlarında istenen volümü sağladığı tam olarak söylenmezdi. Biz kök hücre yardımıyla, enjekte edilen yağ hücrelerinin yaşayabilirliğini ve kalıcılığını artırmayı başardık.
Operasyon hakkında bilgi verebilirmisiniz?
Operasyona canlı yağ dokusu elde etmek için liposuction ile başlıyoruz. Genellikle karın bölgesi veya basen bölgelerinden alınan yağlar yeterli geliyor. Liposuction işlemi bitikten sonra alınan yağların bir bölümü enjeksiyon için özel bir işleme tabi tutuluyor. Alınan yağın bir bölümünden ise, birtakım histokimyasal süreçten sonra “sromal vasküler fraksiyon” içeren ve içerisinde kök hücrelerin de bulunduğu taze hücre süspansiyonu elde ediliyor. Bu hücreler enjekte edilmeyi bekleyen yağ dokusu ile karıştırıldıktan sonra meme doksunun altına, fasya denilen zarın üst, alt bölgesi ve meme altı kas dokusu içerisine enjekte ediliyor. Yani meme dokusu içine enjeksiyon yapılmaksızın , farklı doku tabakalarına hücreler transfer ediliyor.
Hem liposuction hem de yağ enjeksiyonu oldukça küçük kanül giriş deliklerinden gerçekleştirildiği için herhangi bir iz kalmıyor. Her bir meme için, uygulanan operasyon ile 200 ml’e kadar volüm artışı sağlanabiliyor. Arzulanan meme büyüklüğü daha fazla ise işlemin tekrarlanmasında herhangi bir sakınca yok.
Operasyonun herhangi bir yan etkisi mevcut mu?
Yağ enjeksiyonu bilinenin aksine, doğru teknikler kullanılarak yaşayabilirliği artırıldığında vücudumuz için en uygun dolgu maddesidir. Nitekim, kök hücre destekli yağ enjeksiyonu, günümüze kadar yapılan çalışmalar içerisinde yağ hücrelerinin yaşayabilirliğinin artırılması yönünden devrim niteliği taşımaktadır. Ayrıca, kendi yağ hücreleriniz olması herhangi bir allerjik yan etki riskini ortadan kaldırıyor.
Migren en sık rastlanan ve en fazla ağrıya yol açan nörolojik hastalıklardan biri. Türk Baş Ağrısı Epidemiyolojisi Çalışma Grubu’nun araştırmasına göre 15-55 yaş grubu arasındakilerde migren görülme sıklığı kadınlarda yüzde 21.8, erkeklerde yüzde 10.9. Başka bir deyişle her yüz kişiden 16’sı migren ağrısı çekiyor. Kadınlarda migren ağrısına erkeklerden iki-üç kat daha fazla rastlanıyor.
Yüz germe ameliyatı yaptığımız aynı zamanda migren şikayetleri mevcut olan hastalarda ağrıların ortadan kalktığı görülünce endoskopik migren cerrahisi doğdu. Zaten alın germe ve kaş kaldırma ameliyatları sırasında kestiğimiz bazı kasların bu sinirlerin üzerindeki baskının kalkmasına neden olduğunu gördük. Ve böylece sıklıkla migren hastalarında bu tedaviyi uygulamayabaşladık.
Ameliyat, nöroloji uzmanlarınca daha önce migren teşhisi konulmuş ve ağrıları başlatan belli tetik noktalara sahip hastalarda uygulanıyor.Burada tetik noktaları açıklamak gerekiyor. Yüz ve ense bölgesinden çıkan bazı sinirlerin çıktıkları noktada kaslar veya bazı damarlar tarafından baskıya uğraması mümkündür. Hasta, ağrıların bu tetik noktalardan başladığını tarif ediyorsa , biz, bu tetik noktalara önce botox diye bilinen bir toksin enjekte ederek kasların sinire yaptığı baskıyı ortadan kaldırıyoruz. Botox’tan iyi netice alıması aynı zamanda hastanın migren cerrahisi için aday olduğunu gösteriyor. Yani Botox hem uygun hasta teşhisinde yardımcı oluyor hem de etkinlik ortaya çıkınca hastalar tedavinin kalıcılığını istiyorlar. İşte bu noktada endoskopik plastik cerrahi devreye giriyor.
Ameliyat nasıl gerçekleştiriliyor?
Tetik noktaların sayısına bağlı olarak lokal veya genel anestezi altında gerçekleştirilebiliyor. Her bir nokta için yapılacak işlem yaklaşık 1 saat sürüyor. Alın bölgesindeki ve şakak bölgesindeki sinirler için saçlı deri içerisinden özel endoskopik aletler ve kamera eşliğinde girerek bu bölgelerdeki sinirlerde bası etkisi olan kasları serbestleştiriyoruz. Ense bölgesindeki tetik nokta için ise sinirin çıkış noktasına uyan bölgede yapılan küçük bir kesi ile giriyoruz. Ameliyatta serbestleştirlen sinirler motor sinirler değil. Ağrı duyusunu taşıyan duyu sinirleri. Kaldı ki ameliyatta bu sinirleri kesmiyoruz sinirler gene eski fonksiyonlarını koruyor. Sadece üzerlerindeki baskıyı ortadan kaldırıyoruz. Eğer işlem, lokal anestezi ile yapıldıysa , hemen sonrasında normal hayata dönülebilir.
Konu Başlığı : estetik Plastik Cerrahi Op.Dr.Teoman Doğan
Doktor: Op. Dr. Teoman Doğan ( estetik Plastik Cerrahi Uzmanı )
estetik Cerrahi hızla gelişiyor. Uygulanan bazı operasyonlar : Burun estetiği , Göğüs estetiği , Meme estetiği , Kepçe kulak , Karın germe
Özellikle son 10 senede bir çok yenilik oldu ve artık eskiden hayal bile edilemeyen şeyleri yapmak mümkün. Gelişim baş gösterdiği dallar arasında Göz kapağı estetiği , Jinekomasti ,Kalça estetiği ,Meme dikleştirme ,Göğüs büyütme ,Yüz estetiği ,Kaş kaldırma ,Ben aldırma ,Yüz germe ,Yağ aldırma ,estetikburun estetik cerrahisi çok hızlı gelişen çok dinamik bir alan.
Ben www.teomandogan.com hazırlarken bir estetik cerrah olarak yaptığım işe bakış açımı yansıtmaya çalıştım. Amacım sizin dışarıdan göremeyeceğiniz bazı ayrıntıları gösterebilmek. Bu konularda Yüz estetiği ,Göğüs kanseri , Saç ekimi ,Botox , Kol sarkıkları , estetik dikiş , Meme ucu problemleri yazdıklarım sadece benim bakış açımı yansıtıyor ve bildiğim ne varsa en açık şekilde anlatmaya çalıştım. Eksik bulduğunuz, sormak istediğiniz herşeyi bize yazabilirsiniz. Ben ve ekibim gelen bütün soruları yanıtlamaya çalışıyoruz.
Plastik cerrah ide her doktorun farklı yaklaşımları olmasının çok normal olduğunu, özellikle bu konularda Popo estetiği ,Göbek estetiği , Migren , Çene estetiği , Botox , Zayıflama ve estetik cerrahi ,Mini Rinoplasti , estetik ameliyatlar , Burun estetiği , Göğüs estetiği , estetik bir başkasının benim tavsiyelerimin tam tersini söyleyebileceğini de bilmenizi isterim. Bu doğrularla yanlışlar arasında çok net sınırların olmadığı, daha çok kişisel yaklaşımların ön planda olduğu bir tıp dalı.
Sitemde estetik fiyat ,estetik görüntüler ,estetik resimleri ,estetik video , öncesi sonrası hasta resimleri ve ameliyatlar ile ilgili fiyatlar yok. Bu hem yasal bir zorunluluk hem de böyle olması daha iyi diye düşünüyorum. Bunların dışında estetik ile ilgili benim bildiğim, inandığım herşey var. Ayrıca sitemizde İngilizce Plastic Surgery ve Almanca Die Schönheitsoperation bilgilerde bulunmaktadır.
Adres : PS.Clinic İş Kuleleri Kule 2 Kat 9 4. Levent 80620 /
İSTANBUL
Telefon : 0 (212) 284 55 44
Bir yetişkin olarak benim de yaptırmam gereken aşılar var mı? Kimler aşı yaptırmamalı?
Daha önce aşısını yaptırmadıysanız ve hastalığı da geçirmediyseniz, Hepatit B (0, 1, 6 şemasına göre) ve tetanoz (0, 1, 12 şemasına göre) aşılarını yaptırmalısınız. Daha önce 3 doz tetanoz aşısı uygulanmış yetişkinlere 10 yılda bir doz tekrar edilmelidir.
Grip virüsü hemen her yıl şekil değiştirdiği için her yıl yeniden aşı yaptırmak gerekir. Eylül, ekim ve kasım ayları arası grip aşısı için en uygun dönemdir. Yalnız, ağır yumurta alerjisi olanların grip aşısı yaptırmamaları gereklidir.
Kronik böbrek hastalığı, kanser, diyabet, HIV enfeksiyonu (AİDS), kronik karaciğer hastalığı
gibi hastalıkları olan, yani bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler, 65 yaş üzeri bireyler ile kreş, yatılı okul, bakımevi gibi yerlerde yaşayanların grip aşısının yanı sıra “pnömokok” (zatürre) aşısı da yaptırmaları önerilir.
Çocuklarda tarama amaçlı göz muayenesi hangi yaşlarda nasıl yapılmalıdır?
Yaşamının ilk altı ayı içerisinde doğuştan gelen bir göz problemi saptanmamış sağlıklı çocuklarda üçüncü ve altıncı yaşlarda kırma kusurlarına yönelik tarama muayeneleri yapılmalıdır.
Gebelikte ortaya çıkan diyabet nedir?
Gebelik öncesinde herhangi bir problemi olmayıp, gebelik sırasında (özellikle gebeliğin ikinci yarısında) ortaya çıkan diyabet tipi “gestasyonel diyabet” veya “gebelik diyabeti” olarak adlandırılır. Çoğunlukla doğum sonrası kan şekeri normale döner. Anne yaşının 30′un üzerinde olması, obesite (şişmanlık), ailede diyabet öyküsü, daha önce iri bebek dünyaya getirmiş olmak, çok sayıda gebelik geçirmiş olmak gestasyonel diyabet gelişme riskini arttırmaktadır. Gebeliğin 24-28. haftalarında yapılacak bir tarama testi ile anne adayında diyabet gelişip gelişmediğini saptamak ve önlem almak mümkündür.
Kemik erimesinden korunmak mümkün müdür?
Sadece menopoz ve yaşlılıkta değil, yaşamın her döneminde kalsiyum bakımından zengin beslenme, egzersiz, menopoz döneminde doktorunuzun uygun görmesi halinde hormon replasman tedavisi (menopoz tedavisi), sigara ve alkol gibi kemik yıkımını arttıran maddelerden uzak durmak gibi önlemlerle kemik erimesi (osteoporoz) gelişimi önlenebilir. (Burada sözü edilenlerin tümü genel önlemler olup bireysel sorunlarınız için doktorunuza danışınız.)
Kürtaj sonrasında neler beklenebilir, neler yapılmalıdır?
İlk saatler sancı ve hafif kanama, bir hafta süreyle karında gaz hissi, 3. ve 4. günlerde adet kanamasını geçmeyen hafif kanamalar ve sancı olabilir.
Doktorunuzun verdiği ilaçları düzenli kullanınız, adet kanamasını geçen kanamalarda ve şiddetli ağrılarda doktorunuza haber veriniz. Bir hafta süreyle seks yapmayınız, havuz ve denize girmeyiniz sadece duş şeklinde yıkanınız. Anestezi ile olan kürtajlarda dört saat süreyle dikkat gerektiren işler (araba kullanma gibi) yapmayınız. İki saat sonrasında hafif yiyecekler yiyiniz.
Sık tekrarlayan mantar enfeksiyonlarının sebebi nedir?
Genel olarak sık tekrarlayan mantar enfeksiyonları vücut direncini düşüren bir hastalığın varlığını akla getirir. Ama öncelikle, daha önceki mantar enfeksiyonunda verilen tedavinin uygunluğu, tam olarak uygulanıp uygulanmadığı, özellikle genital mantar enfeksiyonlarında eş tedavisi yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır. Kontrol altına alınmamış diyabet, HIV (AIDS) gibi hastalıkların varlığında inatçı mantar enfeksiyonlarına sık rastlanmaktadır.
Yüksek tansiyon hangi organlara zarar verir?
Kontrol altına alınmamış yüksek kan basıncı, başta kalp ve damarlar daha sonra da beyin, göz, böbrek gibi organlara zarar verir. Bunun sonucunda kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma (kalp krizi), beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma, böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma, görme azalması ve körlük, büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması, bu damarlarda tıkanma gibi sorunlar oluşur. Böyle durumlar ise kangren veya ani kanamalara sebep olabilir ve ölümle sonuçlanabilir.
Uterus myomları tehlikeli midir?
Myom yerleşim yerine bağlı olarak gebelik oluşumunu engelleyebilir veya gebelik sırasında düşük, erken doğum ve bebekte gelişme geriliğine neden olabilir. Adet kanamalarının uzun sürmesi ve fazla olmasına bağlı olarak kansızlık ortaya çıkabilir. Genel olarak myomlarda % 0.5 oranında kanser gelişim olasılığı olduğu kabul edilmekle birlikte, birçok çalışmada bu oranın çok daha düşük olduğu görülmüştür.
Hepatit B taşıyıcıları ve yakınları için ne gibi bir yaklaşım uygulanmalıdır?
Hepatit B taşıyıcısı veya hastası olduğu saptanan kişilerle yakın temasta bulunanlar hepatit B marker’larına baktırıp virüsü almamışlarsa hemen aşı yaptırmalıdır. Hepatit B taşıyıcıları bir gastroenteroloji uzmanı tarafından düzenli olarak izlenmelidir.
Diyabette diyet tedavisinin amacı; kan şekerinin kontrolü, diabet belirtilerinin ve komplikasyonlarının önlenmesi ya da geciktirilmesidir.
1) Diyette saf şeker kısıtlanarak karbonhidrat kaynağı olarak polisakkaritler kullanılmalıdır .
2) Doymuş yağ asitlerini içeren yağların diabetlilerde damar komplikasyonları açısından risk etmeni
olduğu için diyette doymamış yağ asitleri içeren bitkisel sıvı yağlara yer verilmelidir.
3) Diyet posasınm az olduğu durumlarda hiperg1isemi ve hiper İnsülinemi görülmektedir. Bu nedenle diyet yeterli posa içermelidir.
4) Diyabette asıl bozukluklardan birisi de alınan besinin gerektirdiği insülin cevabını
sağlanamamasıdır .Bir defada alman enerji ne kadar yüksekse bu bozukluk okadar belirginleşir. Bu nedenle öğünler azar azar, sık sık olmak üzere 5-6 kez alınmalıdır.
Özet olarak;
A) Diyet enerjisinin % 50. 55′i karbonhidratlardan gelmeli ve karbonhidrat çeşidi olarak polisakkaritlerden yararlanılmalı ve saf şeker kullanılmamalıdır. (Özellikle kuru baklagillerin karbonhidratından
faydalanılmalıdır).
B) Diyet enerjisinin % 25-30 kadarı yağlardan sağlanmalı ve bitkisel sıvı yağlar tercih edilmelidir.
C) Proteinden gelen enerji % 15 kadar olmalıdır.
D) Vitamin ve mineral miktarı dengeli ayarlanmalıdır.
E) Posa içeriği yeterli olmalıdır. (Meyve, sebze ve kuru baklagiller).
Yenilmemesi Gerekenler:
1) Şeker ve tatlılar, bal, reçel, pekmez, marmelat, şurup ve benzeri.
2) Pasta, kek, kurabiye, çikolata.
3) Alkollü içecekler ve meşrubatlar.
4) Birleşimi bilinmeyen hazır besinler.
5) Sucuk, pastırma, krema ve diğer yağlı yiyecekler.
Hücreler yaşamlarını sürdürmek ve büyümek için oksijene ihtiyaç duyarlar. Vücudumuz hücreleri için gerekli olan oksijeni havadan sağlar. Soluk aldığımızda akciğerlere dolan havanın içinde oksijen bulunur.
Hücreler ; besinleri enerjiye, karbondioksite ve suya çevirmek için oksijeni kullanırlar. Karbondioksit ve su akciğerlerle dışarı atılır. Bu işleme solunum denir.
NASIL SOLUK ALIP VERİYORUZ ?
Göğüs boşluğu, kaburga kasları ve diyaframın kasılmasıyla genişler. Akciğer zarlarının dışındaki basınç düşer. Ağız ve soluk borusundan akciğerlere hava dolarak basınç dengelenir. Göğüs boşluğu daraldığında akciğerlerin dışındaki basınç arttığı için içerideki hava dışarı atılır.
Soluk Alma:
Soluk alabilmemiz için kaburga kemiklerimiz yukarı ve dışarı doğru hareket eder.
Akciğerlerimiz altındaki diyafram kası yassılaşır. Soluduğumuz hava nefes borumuzdan aşağı inerken akciğerlerimiz şişer.
Soluk Verme:
Soluk verdiğimizde kaburga kemiklerimiz geri çekilir. Diyafram yukarı doğru hareket eder. Alveol denilen küçük hava keseciklerindeki hava dışarı çıkmaya zorlanır.
SOLUNUM YOLU
Havadaki oksijenin kana ulaşıncaya kadar geçtiği yola solunum yolu denir. Solunum sistemi organları burun, yutak, gırtlak, soluk borusu ve akciğerlerdir. Göğüs boşluğunda diyaframın üstünde yer alan akciğerler iki tanedir. Akciğerler plevra denen çift katlı ince bir zarla örtülüdür.
Soluk borusu bronş adı verilen iki kola ayrılarak akciğerlere girer.Burada bronşcuk denen daha küçük dallara ayrılır. Bronşcuklar alveol denen hava keseciklerine kadar uzanır. Alveollerin duvarları kılcal damarlarla çevrilidir. Alveollere solunum ile gelen havadaki oksijen buradan kana, kandaki karbondioksit ise alveollere geçer.
Ne Kadar Hava Soluyoruz ?
Akciğerlerimize bir günde girip çıkan havayı biriktirebilseydik 2,5 m uzunluğunda ve yüksekliğinde bir odayı
doldurabilirdik.
Solunum Sistemi Hastalıkları
Astım:
Hava yollarının allerji ve enfeksiyona bağlı olarak daralması sonucu hastaların ileri derecede nefes darlığı çektiği hastalıktır. Astımlı hastalar sürekli hırıltılı soluk alıp verirler.
Amfizem:
Alveol denilen hava keseciklerinin sigaraya bağlı olarak şişerek harap olması sonucu gelişir. Amfizemli hastalar sürekli nefes darlığı çekerler.
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH):
Sigara içimine bağlı Akciğerin temizlenme Mekanizmasının bozularak hava yollarının ve alveollerin
hasar görmesi sonucu gelişir. KOAH ‘lı hastalar nefes darlığı nedeni ile sürekli oksijen tüpüne ihtiyaç
duyarlar.
Bronşektazi:
Geçirilen enfeksiyonlara bağlı olarak hava yolları duvarı yapısının bozulması ve hava yollarının keseleşmesi sonucu oluşur. Bronşektazili hastalar sürekli iltihaplı balgam çıkarırlar.
Bronşit:
Sigara içimine ve geçirilen,enfeksiyonlara bağlı olarak hava yolları mukozasının iltihaplanmasıdır. Bronşitli
hastalar sürekli öksürürler.
Akciğer kanseri:
Sigara içenlerde ve kötü iş koşullarında çalışanlarda (zehirli ve tozlu gazları soluyanlar) akciğer hücrelerinin yapısının bozulması sonucu gelişir. Akciğer kanserli Hastaların yaşam süresi Son derece kısadır.
Hıçkırık nasıl oluşur ?
Akciğerlerin altındaki diyafram kası bazen isteğimiz dışında kasılır. Göğüs boşluğundaki basınç değişikliğine bağlı ses telleri aniden kapanır ve hıçkırık oluşur.
Solunum sisteminin en büyük düşmanı sigaranın zararları nelerdir?
1. Akciğerlerin temizlenme mekanizmasının bozulması.
2. Ses kalınlaşması
3. Balgam çıkarma
4. Cilt kırışıklığı
5. Öksürük
6. Ağız ve nefes kokması
7. Nefes darlığı
Hollanda’da pankreas iltihabı bulunan hastalar üzerinde araştırma amacıyla yapılan bir deneyin 24 hastanın yaşamına mal olduğu açıklandı.
Utrecht Üniversitesi Tıp Merkezinden yapılan açıklamada, sürekli pankreas iltihabı rahatsızlığı çeken 296 hasta üzerinde, 2004–2007 yılları arasında, bağırsaklarda zararlı bakterilere karşı duracak yararlı bakteri üretebilmek amacıyla probiyotikler verilerek deney yapıldığı belirtildi.
Açıklamada, deneyin hastalardan bazılarının bugün yaşamda olması gerekirken öldüklerinin görülmesi üzerine derhal durdurulduğu kaydedildi.
Verilen bilgiye göre, hastalar üzerindeki araştırmaya, aralarında 8 üniversite araştırma merkezinin de bulunduğu toplam 15 hastane katıldı.
Açıklamada, probiyotikler verilerek pankreas iltihabının durdurulabilmesine yönelik benzer deneylerin, Hollanda dışında da küçük ölçekli olarak yapıldığı belirtildi.
Utrecht Tıp Merkezi sözcüsü, ölen hastaların yakınlarının konu hakkında dün bilgilendirildiğini söyledi. Sözcü, hasta yakınlarına tazminat ödenip ödenmemesi konusunda bilgi vermezken, bütün hastaların sözleşme imzalamak suretiyle gönüllü olarak bu deneye katıldıklarını, ancak sonucun büyük bir hayal kırıklığı olduğunu kaydetti.
Yapısal olarak aslında erkek memesinin kadın memesinden büyük bir farkı yoktur. Erkek memesinin küçük olmasının tek sebebi erkek vücudunda yeterli miktarda kadınlık hormonu olmamasıdır.
Ancak bazı durumlarda erkek memesi kendiliiğinden büyümeye başlamakta ve neredeyse bir kadın memesi şekli almaktadır. Bu bir hastalık ve tıpta “jinekomasti” olarak adlandırılmaktadır.
Jinekomastinin Sebepleri Nelerdir?
Jinekomastinin bir çok nedeni olabilir. Bazı hastalıklar, örneğin siroz gibi ağır karaciğer bozuklukları, bazı ilaçlar, örneğin bir zamanlar çok kullanılan bir mide ilacı (cimetidin) jinekomasti yapabilir. Ancak jinekomasti vakalarının büyük çoğunda hiçbir sebep bulunmamaktadır. Yani bu hastalık büyük bir oranda hiçbir sebep olmadan kendiliğinden ortaya çıkar.
Vücut geliştirme sporcularının büyük bir kısmında da jinekomasti görülmektedir. Bunun sebebi doping olarak kullandıkları yüksek miktarda erkeklik hormonudur. Erkeklik hormonu vücutta kullanıldıktan sonra yok edilirken ortaya kadınlık hormonuna benzeyen bir ara madde çıkmakta ve bu da yüksek miktarlarda olunca göğüslerin büyümesine neden olmaktadır. Türkiye’de en sık kullanılan ilaçlar primabolan, sustanon ve anapolan. Özellikle anapolan ciddi şekilde jinekomasti yapmasına rağmen hem çok etkili hem de hap olarak alınabildiği için bu sporcular tarafından tercih edilmektedir .
En çok bilinen sebepleri;
Testosteron azlığı ile seyreden rahatsızlıklar (Klinefelter’s Sendromu, Testislerin alınması, vs),
Östrojen artışı ile seyreden rahatsızlıklar (Testis tümörleri, böbrek üstü bezi tümörleri, vs),
Şişmanlık,
Böbrek yetmezliği,
Hemodiyaliz,
Hipertroidi,
Hipotroidi,
Karaciğer tümörleri,
Hermafroditizm gibi rahatsızlıklara ek olarak,
Uzun süreli ilaç kullanımları (alkol, amfetamin, simetidin, marihuana, trisiklik antidepresanlar, vücut geliştirmede kullanılan anabolik steroidler, vs) jinekomastinin bilinen nedenlerindendir.
Jinekomasti Erkekte Meme Kanseri Riskini Artırır Mı?
Tüm meme kanserlerinin sadece %1’i erkeklerde görülmektedir. Meme kanseri gelişmesi için jinekomasti olması riski artırmaz. Sadece Klinefelter’s sendromunda meme kanseri riski 60 kat artmaktadır.Sonuç olarak jinekomasti meme kanseri riskini belirgin olarak artırmaz.
Jinekomastinin Tedavi Seçenekleri Nelerdir?
Bazı hormonal ilaçlar kullanılmasına rağmen genellikle tedavisi cerrahidir. Jinekomasti bir kere oluştumu büyüyen meme dokusunun alınması gerekmektedir. Hormonal tedaviler ile tam olarak gerilemesi beklenen bir şey değildir. Cerrahiye tamamen karşı olan bazı hastalarda testosteron, clomifen ve tamoksifen gibi östrojen karşıtı ilaçlar ve danazol ile sınırlı bir başarı elde edilebilmiştir. Ancak bu ilaçların çok fazla yan etkileri olduğu unutulmamalıdır. Bu sebeple genellikle cerrahi düzeltme tavsiye ve tercih edilmektedir.
Meme asimetrisi ve düzeltmesi ile ilgili tüm ameliyatlar “Plastik Ve Rekonstruktif Cerrahi” uzmanları (Estetik Cerrahi) tarafından başarı ile yapılmaktadır.
Doç. Erkan: Çocuk konuşmayı öğrenmeden şiddeti öğreniyor
Son zamanlarda özellikle çocukların hayatında önemli bir yer edinen internet ile yetişkinlerin televizyon ekranları karşısında bağımlı hale geldikleri şiddet içerikli diziler, toplumda şiddet olaylarının artmasında önemli bir faktör olarak görülüyor. Toplumun ekonomik durumu ve ailenin eğitim düzeyi, şiddetin açığa çıkmasında başrol oynarken, uzmanlar bu konuda özellikle annelere yönelik eğitim seferberliği başlatılmasını öneriyor.
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zülal Erkan, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, geçtiğimiz günlerde Mersin’de 11 yaşındaki bir kız çocuğunun 9 yaşındaki arkadaşını öldürmesiyle tekrardan kendini gösteren tüyler ürpertici şiddetin boyutunu anlattı. Artık küçük yaştaki çocukların karıştığı şiddet olaylarının toplumda çok sık görülmeye başlandığını ifade eden Erkan, “Olayın yapılış şekli değil de özünde şiddet olması asıl tartışılacak noktadır. 11 yaşındaki bir çocuk, 9 yaşındaki bir çocukla problem yaşıyor ve problemi çözmenin yolu da şiddetten geçiyor. Burada kızın cinsel kimliğini henüz bulamamış olmasının birçok nedenleri vardır ama, bu durumunun var olması bu çocuğu öldürmesinin nedeni olarak ele alınamaz. 11 yaşındaki çocuğun bu durumu cinayet nedeni olarak gösterilmemeli. 11 yaşındaki bir çocuk problemin şiddetle çözüleceği bilgisini almış, asıl tartışılması gereken nokta bu. Bunu da şüphesiz aileden, sosyal ortamdan, televizyondan alıyordur” dedi.
Zülal Erkan, şiddetin patlak vermesinde anne-babanın eğitim düzeyinin, ailenin çocuk sahibi olmaktaki kültürünün büyük önem taşıdığını kaydetti. Genellikle şiddetin temel nedenlerine bakıldığında, fakirliğin ön plana çıktığını anlatan Erkan, “Bunun yanı sıra televizyon programlarına baktığımızda çoğunluğunun şiddet içerikli olduğunu görüyoruz. Problem çözme yöntemi olarak çocuk çok küçük yaştan itibaren şiddeti öğreniyor. Anne-babalar çocukta davranış değiştirmek için şiddet uyguluyorlar ve buna da küçük yaştan itibaren başlıyorlar. Ayrıca, son zamanlarda meşhur olan ‘Taş fırın erkeği’ tabiri, eğitim sistemlerinde kullanılan ‘Eti senin kemiği benim’ tabiri, şiddeti tetikleyici cümlelerdir. Maalesef bu kültürümüzde var. Daha çok erkekten kadına ve kadından çocuğa yönelik şiddetin daha yoğunlukta olduğunu görüyoruz” diye konuştu. www.gazateler.ca/git
İNGİLİZ Philip Skeates, 17 yıldır geceleri sadece 14 dakikalık uykuyla yaşıyordu. Uyku apnesi hastalığına yakalanan Skeates, hastanede uyku seyri izlenmek üzere monitöre bağlandı. Uyku apnesinin Skeates’in solunumunu tıkadığı saptandı. Uzmanlar, Skeates’e oksijen vererek ciğerlerine hava gitmesini ve uyuyabilmesini sağladı.www.aksam.com.tr
Miss Dream Of The World güzellerinden Hazal Müezzinoğlu eğlence dönüşü Şişli’de geçirdiği kazada hayatını kaybetti
Şişli’de aşırı hız yapan polis memuru Sezer Berktaş, aracının kontrolünü kaybedince, önce aydınlatma direğine, ardından ağaca çarparak durabildi. Kazada otomobilin ön koltuğunda oturan Demet Akalın’ın eski vokalisti Hazal Müezzinoğlu yaşamını yitirdi. Genç vokalistin sevgilisinin bir akrabası olan polis memuru Berktaş ise kazayı hafif sıyrıklarla atlattı.
BARDAN DÖNÜYORDU
Hazal Müezzinoğlu önceki gün, Etiler Nispet Bar’da eğlendikten sonra, Beyoğlu’nda başka bir bara geçti. Sezer Berktaş ile birlikte sabah 06.00’ya kadar eğlenen Müezzinoğlu, arkadaşının kullandığı otomobille Şişli yönüne hareket etti. Polis memuru Bektaş yönetimindeki otomobil görgü tanıklarının iddialarına göre Divan Kavşağı’na aşırı hızla girdi. Boş yolda direksiyon hakimiyetini kaybeden Berktaş, önce yol kenarındaki aydınlatma direğine ardından da bir ağaca vurarak durabildi. Başını ön cama çarpan Müezzinoğlu hayatını kaybederken Sezer Berktaş ise hafif sıyrıklarla kazayı atlattı. www.aksam.com.tr
Danıştay 10. Dairesi, bebeklerinin ihmal sonucu sakat doğduğu ve bu sakatlığa bağlı olarak öldüğü iddiasıyla Uğurlu çiftinin 6 yıl önce Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Rektörlüğü aleyhine açtığı davada, ölen bebek için de tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi.
DanIŞtay 10. Dairesi, bebeklerinin ihmal sonucu sakat doğduğu ve bu sakatlığa bağlı olarak öldüğü iddiasıyla Uğurlu çiftinin 6 yıl önce Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Rektörlüğü aleyhine açtığı davada, ölen bebek için de tazminat ödenmesi gerektiğine karar verdi.
2001 yılında bebekleri Ömer Uğurlu’nun ihmal sonucu sakat doğduğu ve bu sakatlığa bağlı olarak öldüğü yönündeki iddialarıyla ilgili hukuki sürecini yaklaşık 6 yıldır sürdüren Kezban ve Davut Uğurlu çiftinin AÜ Rektörlüğü aleyhine açtığı davada, aralarında profesörlerin de bulunduğu 11 kişiden 4′ü geçen yıl ekim ayında ”görevi ihmal” nedeniyle birer yıl hapis ve 141′er YTL para cezasına çarptırıldı. Bu arada, 2003 yılında Antalya 1. İdare Mahkemesince verilen tazminat kararlarına yönelik davacı ve davalı tarafların temyiz başvurusu da Danıştay 10. Dairesi tarafından sonuçlandırıldı ve daire mahkemece verilen kararların bir kısmını onarken, bir kısmını bozdu.
Antalya 1. İdare Mahkemesinin 2003 yılında verdiği kararda, manevi tazminatın takdiren, anne için 20, baba için de 15 bin YTL olarak faizsiz ödenmesine hükmedildiğini belirten Daire, davacı olarak dosyada yer alan, ancak dava devam ederken ölen bebek Ömer Uğurlu adına istenilen tazminata ilişkin dilekçenin ise mahkeme tarafından iptal edildiğini hatırlattı. Danıştay 10. Dairesi, davacı çiftin, ”davalı idarenin ağır hizmet kusurunun, çocukları Ömer Uğurlu’nun doğumda sakat kalmasına, ardından da ölümüne neden olduğu” iddiasıyla iptal kararını temyiz ettiklerini belirtirken, ölen çocuğa tazminat verilmesi gerekliliğine ilişkin gerekçeler ortaya koydu. www.miligazete.com.tr
Estetik Haber
Estetik sağlık ve bayanlar hakkında bilgiler
Katogoriler
- Beslenme ve Diyet
- Burun Estetik Operasyonları
- Cilt Bakımı ve Güzellik Uygulamaları
- Diş Estetiği
- Estetik Ameliyatlar
- Estetik Cerrahi Merkezleri
- Estetik Doktorları
- Estetik Haberleri
- Estetik Operasyonlar
- Estetik Plastik Cerrahi
- Estetik Site Haberleri
- Göğüs Estetik Operasyonları
- Kategorilenmemiş
- Medikal Estetik
- Rekonstrüktif Cerrahi
- Saç Ekimi
- Sağlık Haberleri
Yönetim
Yorumlar
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Eki | ||||||
| 1 | 2 | |||||
| 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 |
| 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 |
| 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 |
| 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 |