Estetik Haber

  • Ana Sayfa
rss feed

Arşiv

  • Kasım 2008 (15)
  • Ekim 2008 (1)
  • Eylül 2008 (86)
  • Temmuz 2008 (37)
  • Haziran 2008 (26)
  • Ocak 2008 (55)

Konular

  • Burun Estetiği Ameliyatı
  • YAĞ ENJEKSİYONU - DOLGU
  • BOTOKS
  • DÜŞÜNCE TERAPİSİ & BİOENERJİ
  • G NOKTASI BÜYÜTME
  • DIŞ DUDAK ESTETİĞİ - VULVA ESTETİĞİ - VULVOPLASTİ
  • İÇ DUDAK ESTETİĞİ - KÜÇÜK DUDAK ESTETİĞİ - LABİOPLASTİ
  • BACAK GERME ESTETİĞİ
  • JİNEKOMASTİ
  • GÖĞÜS KÜÇÜLTME AMELİYATLARI

Dostlar

  • Estetik
  • burun estetiği
  • burun estetiği
  • Burun estetiği
  • göğüs estetiği
  • meme dikleştirme
  • jinekomasti
  • kepçe kulak
  • karın germe
  • göz kapağı estetiği
  • yüz estetiği
  • yağ aldırma
  • migren
  • kaş kaldırma
  • plastik cerrah
  • jinekomasti

Diğer Projelerimiz

  • estetik uzmanlar
  • estetik haber
  • yaşam sağlık
  • estetik sağlık
  • bayan
  • zıpla
  • evkur
  • dekorasyon
  • Estetik uzmanı
  • plastik cerrahi
24
Oca

Doğum Kontrol Yöntemleri

Katagori Sağlık Haberleri

Doğal korunma yöntemleri:
Geri çekme en sık kullanılan yöntemlerden biridir.Geri çekme yönteminin terk edilmesiyle birlikte gebelik oluşma şansı hemen başlamaktadır.
 Bariyer metotları:
Prezervatif,kadın prezervatifi,diafram ,servikal kap, spermisid kremler-jel gibi metodlar.Bu metodların kullanılmasının bırakılmasıyla birlikte hemen gebelik oluşma şansı başlamaktadır.

 Doğum kontrol hapları (kombine):
Ülkemizde kullanılan doğum kontrol hapları ,aylık iğneler gibi.Bu yöntemi bırakan kadınların yaklaşık %50 si ilk 3 ay içinde,  %80 ‘i ilk 10 ay içinde  gebe kalabilme yeteneğine kavuşabilmektedir. Kısacası ilacın etkilerinin kaybolması için bazı kadınlarda belli bir süre gerekebilmektedir.
Gebe kalmayı planladığınızdan yaklaşık 3 ay önce doğum kontrol haplarını bırakınız ve bu arada folik aside   başlayıp gebelik öncesi gerekli hazırlık ve tahlilleri yaptırınız.Yapılan çalışmalar bazı kadınlarda doğum kontrol haplarının  etkisinin tamamen kaybolması için 3 aylık bir süre gerektiğini göstermişlerdir.Bununla birlikte doğum kontrol haplarının infertilite (kısırlık) yapıcı bir yan etkileri olmadığını sakın unutmayın.
 Sadece progesteron içerenler:
Minipill diye isimlendirilen doğum kontrol hapları,aylık  ve 3 aylık iğneler(Depo provera).Minipill’ler (ülkemizde bulunmamakta) bırakılınca gebe kalma yeteneğine kadın hemen kavuşabilmektedir.Fakat 3 aylık iğneleri bırakınca kadının gebe kalma süresi 4-18 ay arasında değişmektedir.
 Spiraller(RIA):  
En çok kullanılan bakır içerenler ve hormon içerenlerdir(Mirena).Genellikle bu spirallerin çekilmesiyle birlikte kadınlar hamile kalma yeteneğine hemen kavuşabilmektedirler.Etkinlikleri spiralin çıkarıldığı gün sona ermektedir.

24
Oca

Adet Düzensizliği

Katagori Sağlık Haberleri

  Gebe kalmaya çalışırken adet düzeniniz ile ilgili birkaç ipucu.. 
Bazal vücut ısısı: Yumurtlamayı tespit için önemli faktördür. Yumurtlamadan önce ısıda 0.4-0.6 derecelik artış olmaktadır.

Servikal (rahimağzı) değişikler: Eğer serviks aşağıda, kuru, sert ve kapalı ise  adetinizin döllenmeye elverişli olmayan dönemindesiniz.Ne zaman ki  serviks yukarıda, kısa ,yumuşak,açık ve ıslak ise adetinizin döllenmeye müsait dönemindesiniz.

Servikal mukus(salgı):  Servikal mukus serviksten salgılanan bir yapışkan sıvı olup spermlerin rahimde kalmasını sağlamakta ve döllenmeye yardımcı olmaktadır .Adetin başından sonuna kadar sırayla;
Kuru: Adetten sonraki 4-5 gün az veya hiç sıvı(döllenmeye müsait  dönem değil)
Yoğun-Koyu: 2-3 gün süre ile adet döneminde salgı bu şekilde olmakta ve döllenme bu sırada pek uygun olmamaktadır.
Krem şeklinde (süt gibi): 2-4 gün süre ile adetin bir döneminde bu şekilde olmakta ve el kremine benzer yapı taşımaktadır.Bu dönem döllenmeye müsait bir dönemdir.
Yumurta beyazı şeklinde: Döllenmenin en uygun olduğu dönem.Şeffaf ve yumurta beyazı görünümünde,elastik kıvamda.Yumurtlama genellikle bu dönemde olmaktadır.
Kuru (tekrar): Adet öncesi döneme   gelmekte, ovulasyonla hormonlar tekrar düşmekte ve gebe kalma şansı tabii ki çok azalmaktadır.
Adetin ilk günü : Adet gününü referans aldığımızda tüm hesaplamalar ve ilaç kullanımında adetin ilk günü önem taşımaktadır. Adetin ilk günü ile kastedilen kanamanın başladığı ilk gün olmaktadır.

Adet uzunluğu : Normal olarak kabul edilen 28 gün olmakla birlikte bazı kadınlarda daha uzun veya daha kısa sürmektedir  ,+/- 7 gün değişkenlik gösterebilir.

LH artışı : Tipik olarak yumurtlama ile birlikte artar ve yumurtlamanın tespiti için testlerde bu artış izlenebilmektedir.

Foliküler faz: Ovulasyon (yumurtlama)  öncesi dönem olup normalde 14 gündür,süre değişkenlik gösterebilir.

Luteal faz : Bu dönem ovulasyondan sonra diğer adet başlayana kadar olan dönemdir.Süresi sabit olup 14 gündür.

Ovulasyon: Yumurtalıktan yumurtanın bırakılıp fallop tüpleri tarafından yakalanma sürecidir.

Döllenme dönemi: Yumurta atıldıktan sonra 24-48 saat yaşamakta, buna rağmen sperm ise 3-5 gün kadar kadının rahminde canlı olarak kalabilmektedir Döllenmenin en güçlü olduğu dönem yumurtlamanın 3 gün öncesi ve 2 gün sonrasıdır.

Adet dönemi : Gebelik oluşmadığı zaman kalınlaşan endometriyumun rahim içi dokusundan kanayarak atılmasıdır.
 
Ovulasyon ne zaman meydana gelir ve ne kadar sürer ?
Düzenli adeti olanlarda ovulasyon adetin 14’üncü günü olmakta, fakat genelde kadından kadına değişiklik göstermektedir.Atılan yumurta tüpler tarafından yakalanmakta ve oluşan hormonal değişikler ile 24 saat içinde döllenmeye hazır olmaktadır.Bu sırada servikal mukus değişmekte ve vücut ısısı artmaktadır.Kadın vücudunda yumurtlama ile değişik bulgular olmakta ve bu belirtiler kadından  kadına değişmektedir.Ovulasyonla birlikte:
Servikal mukus değişikliği ,bazal vücut ısısı artışı
Kasık alt kısmında ağrı (mittelschmerz)
Bazı kadınlarda gaz şikayeti , baş ağrısı ve göğüslerde gerginlik şikayetleri
Cinsel istekte artış
1-2 damla kanama olabilir.

24
Oca

Ne Kadar Sürede Gebe Kalınır

Katagori Sağlık Haberleri

Kadınların maalesef büyük çoğunluğu hemen denemelerinin ilk ayında gebe kalmayı şiddetle arzu etmektedirler.Bazı çiftlerde gebe kalabilmek için geçen süre bazen bir yılı dahi bulabilmektedir.Genel kanı 6 ayı geçen sürede hamilelik oluşmuyor ise çiftlerin birlikte kadın doğum uzmanına başvurması yönündedir. Bu konuda yapılan istatistiklere göre;
 
Çiftlerin sadece %20 si ilk ayında hamile kalabilmektedir.
Çiftlerin %35 ‘i ilk 4 ayında hamile kalabilmekte.
Çiftlerin %70’i ilk 6 ayında hamile kalabilmekte,
Çiftlerin %80’i ilk 9 ayında hamile kalabilmekte,
Çiftlerin %90 ise denemenin ilk 18 ayında hamile kalabilmektedir.
 
Hamile kalma süresini etkileyen en önemli faktörlerden biri de tabii ki çiftlerin yaşıdır.25 yaşının altındaki kadınlarda gebe kalma için bekleme süresi ortalama 2-3 ay iken, 35 yaşın üzerindeki kadınlarda bu süre ortalama 6-8 ayı bulabilmektedir.

24
Oca

Kadın Anotomisi

Katagori Sağlık Haberleri

Kadın üreme organlarını incelerken iki bölümde incelemek en doğrusudur. Dış genital organlar olarak  büyük dudaklar,küçük dudaklar,klitoris,kızlık zarı gözlenir.İç genital organlar ise daha çok üreme  ile ilgili olup  hazne(vajina),rahim ağzı,rahim (uterus) ,tüpler ve yumurtalıklar (over) olarak değerlendirilmektedir.
 
KADININ DIŞ GENİTAL ORGANLARI:

Labia majora veya büyük dudaklar:

Kadın üreme organının dışardaki en belirgin kısmını oluştururlar. Her iki yanda birer tane olmak üzere yukarıdan aşağı doğru uzanan, içlerinde bol miktarda ter ve yağ bezleri, kan damarları ve sinirler bulunan, iki deri kıvrımından oluşmuştur. Üst kısımları daha çok olmak üzere kıllarla örtülüdür.İç kısmında kıl yoktur.Özellikle cinsel ilişki sırasında kanlanmaları artıp ödemlenip şişerler.Erkekte torbaların karşılığıdır.

Labia minora veya küçük dudaklar:

Büyük dudakların  altında vajina girişini çevreleyen yaprak biçiminde iki küçük deri kıvrımıdır.Büyüklükleri kişiye göre farklı olabilir.Hatta bazı kadınlarda biri büyük biri daha küçük olabilmektedir. Kıl ve yağdokusu bulundurmazlar. Bol miktarda kan damarları ve sinirler hücreleri vardır.

Klitoris:

Erkekteki penisin karşılığıdır.Kadın cinsel organının üstünde küçük dudakların bittiği yerde bulunur.Bol miktarda sinir,duyu hücresi barındırır.Kanlanması çok iyidir. Cinsel ilişki sırasında sertleşir ve duyarlılığı sağlar.Mısır gibi bazı ülkelerde çocukluk yaşında kadınların klitorisi kesilip ‘kadınlar sünnet’ edilir.Amaç cinsel dürtülerini yok etmektir.
Üretra ağzı:

Klitorisin hemen altında mesanenin (idrar torbasının) dışarı açılıp idrarın aktığı deliktir. Sonda buradan mesaneye takılır.

Hymen veya kızlık zarı:

Vajina girişinden yaklaşık 1 cm  sonra bağ dokusu ve damarlardan oluşan ince bir deri kıvrımıdır. Zarın ortası, adet kanamasının dışarı atılmasını sağlayacak biçimde açıktır ve bu açıklığa hymenal orifis adı verilir. Çok nadir olarak tümüyle kapalı olabilir ve bir operasyon ile adet kanının dışarı akması için kesilmesi gerekmektedir. İlk cinsel ilişki sırasında zarda yırtılma olur ve her zaman olmasa da bir miktar kanama görülür. Ancak bazı zarlardaki orifis (açıklık) geniş olup cinsel beraberlikte esneme olur ve kanama olmayabilir.Kızlık zarının spor yapma ,bisiklete binme veya düşme ile yırtılması mümkün değildir.
Perine :

Vulvanın arka kısmından anüse (makat) açılan kısımdır. Kas ve bağ dokusundan oluşmuştur.Doğumda bebeğin başının çıktığı sırada esneyen bölgedir ve normal doğumda  epizyo kesisi bu bölgeye yapılır.
Anüs veya makat:

Bağırsakların dışarı açılan kısmıdır.Gebelik esnasında bu bölgede oluşan hemoroid (basurlar) epey sıkıntı verirler.

KADININ İÇ ÜREME ORGANLARI

Vajina veya hazne :

Tüp şeklinde olup dış ortam ile rahmin arasındaki bağlantıyı sağlayan 8-9 cm uzunluğunda ,15 cm’e kadar uzayabilen ve 10 cm kadar genişleyen elastik bir organdır. Cinsel ilişki bu bölgede olur. Normalde ön ve arka duvarları birbirine değer. Önde mesane ,arkada rektum (kalın bağırsağın son kısmı) vardır.Doğumda bebek bu kanalı geçerek dünyaya gelir.Kanlanması çok iyi olan bu organ doğum sonrası hızla kendini toplayarak eski doğum yapmamış halini alır.
Rahim veya uterus :

Armut biçiminde düz kas hücrelerinden oluşan ve 6-8 cm boyutunda olup içi endometriyum olarak isimlendirilen bebeğin yerleştiği bir tabaka ile kaplı olan bir organdır.Rahimi yerinde tutan bir kısım bağlar vardır. Gebelik sırasında rahim büyürken bu bağlardaki gerilmelere bağlı doğal kasık ağrıları olmaktadır.8 cm ‘lik bu organ gebelik esnasında mucizevi bir şekilde incelip büyüyerek tüm karnı dolduracak boyutlara ulaşmakta ve doğumdan sonra hızla küçülerek 40 gün içinde eski halini almaktadır.
Rahmin iç yüzünü kaplayan kadifemsi bir doku olan endometriyum her ay adetin bitmesiyle hormonların etkisiyle kalınlaşmaya başlar ve eğer döllenme olmayıp içine embriyo yerleşmez ise tekrar adet kanaması olarak atılır.
Uterus veya rahimin en alt kısmına  serviks (rahim ağzı) adı verilir.Bu bölüm muayene sırasında vajinaya spekulum adında bir alet konarak göz ile görülen ve smear testi alınan bölgedir. Kadındaki kanserlerin en sık olduğu bölgelerden olan serviks  çok sık enfeksiyonlara maruz kalabilir.Serviksin ortasındaki kanaldan spermler geçerek uterus ve tüplere ulaşırlar ve döllenmeyi sağlarlar.
Tüpler veya tuba uterina :

Rahmin her  iki yanından çıkarak yumurtalıklara doğru uzanan 8 - 10 cm uzunluğunda boru şeklinde ince yapılardır.5 bölümden oluşurlar. Ampulla en fonksiyonel kısımdır  ve burada tüplerin ucundaki püsküller (fimbriya) tarafından  yumurtalıktan atıldıktan sonra yakalanan yumurtanın sperm tarafından döllenmesi gerçekleşir.Döllenmiş olan yumurta daha sonra tüp kanalından rahim içine taşınır. Ampulla dış gebeliklerin en büyük kısmının da oluştuğu bölgedir.Tüplere halk arasında kordon da denir.Anatomik adı fallop tüpleridir.

Overler veya yumurtalıklar :

Erkekteki testisin karşılığı olan overler rahmin her iki tarafında bulunmaktadırlar.İki adet olan bu organların boyutu 3.5 x 2.5 cm ‘dir ve üzerleri düzensizdir. İkisinin içinde ergenlik öncesi döllenmemiş, gelişmeye hazır ortalama 400.000 - 500.000 yumurta vardır. Ergenlik  çağının başlaması ile birlikte,hormonların etkisiyle her ay bunlardan bin kadarı döllenmek için yola çıkar, ancak çoğu kez bir tanesi olgunlaşır ve yumurtalık dışına atılır. Atılan bu yumurta tüp tarafından yakalanır. Birden fazla yumurtanın üretilmesi ve döllenmesiyle birbirinden farklı bebekler oluşturmak üzere çoğul gebelikler de oluşabilir. Daha çok ayrı yumurta ikizleri görülür.

24
Oca

Bebeğinizin Cinsiyetini Belirleyin

Katagori Sağlık Haberleri

Şu an için dünya üzerinde bebeğin cinsiyetine yön vermek için rutin olarak kullanılan bilimsel bir metot bulunmamaktadır.Doğanın mucizevi dengesinin korunması için bunun böyle kalması gerekir….

Bu yazımızda bilimsel olduğunu iddia eden bir kısım metodlarla birlikte asırlardır cinsiyet belirleme yöntemi olarak kullanılan çin takvimi ve diğer bazı geleneksel yöntemleri de bulabilirsiniz..
KIZ MI OLSUN  ERKEK Mİ ?
Çiftlerin büyük bir kısmı önceden çocuğunun cinsiyeti belirlemek istemektedirler.Tarihten bu yana kulaktan kulağa halk arasında anlatılan-inanılan  bazı teoriler ve görüşler vardır. Bunların hiç biri ispatlanmış veya tıbbi geçerliliği olan yöntemler değildir.
Örneğin bizim  Türk toplumunda ve diğer topluluklarda da benzeri şekilde olduğu gibi anne adayı çok kırmızı et yer ,tuzlu beslenirse ,diz dirsek pozisyonunda cinsel ilişkiye girerse erkek; balık ve bol sebze yer veya misyoner pozisyonunda ilişkiye girerse kız sahibi olacağı gibi tıbbi dayanağı olmayan bir çok söylenti vardır.
Cinsiyet Tayini, Cinsiyet Seçme ve Seçimi  İçin En Çok Uygulanan Yöntemler;
1.     BabyChoice –Materna yöntemi :
İsviçre’deki Materna Laboratuarlarının 1996 yılından beri birçok ülkede temsilcilikleri aracılığı ile dağıtımını yaptığı BabyChoice metodu  ile tıbbi müdahale olmadan istenilen cinsten bebek yapabilmenin doğal ve güvenli tek yolunu sağlamaya çalışmaktadır. Anne veya bebeği hiçbir riske sokmadan %90′ın üzerindeki başarı oranı sağladığını iddia etmekte olup, pratik ve ekonomik bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Peki Bu yöntem nasıl çalışıyor?

Bu yöntemin çalışma  prensibi ;
Hücresel haberleşme konusunu inceleyen bilim adamları annenin yumurta zarındaki reseptörlerin “X” veya “Y” kromozomu taşıyan spermleri dönem dönem kabul veya reddettiğini buldular. “X” kromozomlu spermin (kız çocuk) (+) artı ve “Y” kromozomlu spermin (erkek çocuk) (-) eksi yük taşıdığı ise önceden biliniyordu. Fransız bilim adamları daha da ileri gittiler ve yumurta zarındaki reseptörlerin elektrik yükünün annenin biyolojik saatine göre değiştiğini keşfettiler. Buna kutuplaşma dönemleri adını verdiler.

Buluş resmi makamlarca izlenen testlerle denendi ve %98  oranında başarı elde edildi. Bunun üzerine 1997′den beri tüm dünyada satışa sunuldu. Yeni adıyla BabyChoice şöyle özetleniyor : annenin yumurta zarındaki reseptörlerin hangi günlerde “X” kromozomlu spermleri (kız), hangi günlerde “Y” kromozomlu spermleri (erkek) kabul edip diğerini reddedeceğini bulan metotdur. Çiftlerin, doğanın onlar için belirlediği günlerde kız veya erkek çocuk yapmalarını sağlar. 1997′den bu yana kullanıcıların başarı oranı %90 olmuştur. Hakkınızda vereceğiniz bilgiler analiz edilerek ve her biri 25 ayrı hayati parametre ile karşılaştırılır ve BabyChoice takvimi hazırlanır. Takvim, spermlerin ana rahminde 60 saate kadar yaşayabildikleri hesaplanarak hazırlanır. Takvimde işaretli günler çoğu annenin doğurgan dönemi (son kanamanın ilk gününden sonraki 7. ila 21. gün arası) ile ilk 6 ayda çakışmaktadır. Ancak gerekli görülürse adet dönemlerini değiştirmek kolaydır. Kutuplaşma dönemleri sabittir ve değiştirilemez. BabyChoice metodu tamamen doğal olup kopyalama, genetik seçme, embriyo ayırma gibi işlemlerden ayrı tutulmaktadır ve bunları yasaklayan tüm otoritelerce kabul görmektedir. İsviçre’deki Materna  laboratuarlarında annenin kişiye özel analizi yapılmaktadır ve BabyChoice takvimi hazırlanmaktadır. Bu takvimdeki işaretli günler çiftlerin istedikleri cinsiyetteki çocuğa hamile kalabilecekleri günleri gösterir. Bugünlerde hamilelik için deneme yapmak gerekir.

2.     Microsort –Ericcson  yöntemi
ABD’de bilim adamları anne ve babalara bebeklerinin cinsiyetini belirlemeyi kolaylaştıran bir yöntem geliştirdi. Yöntem kız çocuklarda % 92, erkek bebeklerde ise % 80 başarı sağlıyor. ABD’nin Virginia eyaletindeki Fairfax kentindeki Genetik ve Tüp Bebek Enstitüsünde geliştirilen bir cihaz yardımı ile spermler X ve Y kromozomlarına göre ayrıştırılıyor.  Lazer ışınları ve komplike DNA formülleri kullanarak sperm ayrıştıran  bir cihaz yardımı ile kız bebek olmasını  sağlayan X kromozomu taşıyan spermlerle erkek bebek olmasını  sağlayan Y kromozomu taşıyanları  birbirinden ayırıp elde edilen ayrılmış spermleri Aşılama (suni dölleme) yöntemi ile anne adayına  yerleştirerek gerçekleştiriliyor.

İstenilen kromozomdaki sperm ayrıştırma  işlemi epey  zor olduğu için kız bebek için ayrıştırma oranı % 92 ve  erkek için  ise oran daha düşük ,yani %80 civarında. Gebelik oranları ise uygulama başına hayli düşük saptanmış ( yaklaşık olarak uygulama başına %18 gebelik oluşmaktadır).Daha çok genetik hastalıkları olan aileler için geliştirilen bu yöntem aslında henüz daha deneme aşamasındadır. Bu yöntem sayesinde önümüzdeki yıllarda çocuklarda ortaya çıkan hemofili ya da kas erimesi gibi hastalıklar için,( X kromozomundaki hatalardan kaynaklanıyor) daha önceden cinsiyet belirlenerek  önlem alınması  planlanıyor.Genel olarak uygulaması zor ve pahalı bir yöntemdir. Uygulanırlığı zor olduğundan çok daha az kullanılmaktadır. Bu yöntem için teknik ve yasal zorluklar vardır.
 3. Shettles Metodu
Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde yaygın  uygulanan bir yöntem ise Shettle metodudur.Çok kolay olan bu yöntemin uygulama prensibi adetin belirli günlerinde ilişkiye girilmesine dayanmaktadır Landrum Shettles adlı bir doktorun geliştirdiği basit ve ücretsiz olan bir yöntemdir. Dayandığı  nokta X kromozomu taşıyan spermlerin Y kromozomu taşıyanlara göre daha yavaş yüzmesi ve daha dayanıklı  olmasıdır. Yumurtlama dönemindeki yapılacak bir zamanlama ile seçmeye çalışılan cinsiyetteki spermlere avantaj sağlamaya çalışıyorsunuz. Buna göre erkek çocuk için yumurtlamaya en yakın zamanda cinsel birleşme yapılmalıdır. Böylece hızlı Y kromozomu taşıyan spermler yumurtaya daha çabuk ulaşabilmekteler. Kız çocuğu için ise   yumurtlamadan 3 ila 5 gün önce cinsel birleşme yapılıyor  ve sonra bir daha yapılmıyor. Böylece Y kromozomu taşıyan spermler ölüyor ve geriye X kromozomu taşıyan daha dayanıklı spermler kalıyor. Bu yöntemin uygulanması için yumurtlama gününün tespiti için bazal vücut ısısı takibini veya servikal mukus testlerini kullanmak gerekmektedir.
Özetle ;
ü       Bu teoriye göre yumurtlamadan 2 gün önce ilişkiye girilirse  kız , yumurtlamadan sonra ilişkiye girilirse  erkek olacağı iddia edilmektedir.
ü       Yine bu yönteme göre yüzeyel ilişki ile kız ,derin cinsel ilişki ile erkek olma ihtimali artmaktadır.
ü       Shettle yöntemine göre ilişki sırasında kadın orgazm olmaz ise kız ,orgazm olur ise erkek olma ihtimali yüksek olmaktadır.
4.Diyet-Beslenme  Metodu (kadınlara)

Rus genetik bilimciler, anne adayının beslenmesi ve  yiyip içtiklerinin bebeğin cinsiyetine etkilediğini iddia etmektedirler. Buna göre anne adayı tarafından  gebelikten en az 6 hafta önce başlanacak potasyum ve sodyum içeriği zengin besin (et, balık, sebze, çikolata, tuz gibi) diyeti erkek çocuk ihtimalini arttırıyor.
Aynı şekilde kalsiyum ve magnezyum içeriği zengin olan besinler (süt, peynir, tuzsuz findık fıstık, fasulye, brokoli,lahana ) ile yapılacak diyet kız çocuk olma olasılığını arttırıyor.

Bilimsel açıklaması ise; iyonik faktör denilen bir olaya dayanmaktadır. Bu besinler vücudun elektrik yükünü yapılan diyete göre + veya - yönünde etkilemekte ve X veya Y kromozomu taşıyan spermler de farklı elektrikler yüklü olduğu için örneğin X kromozomu taşıyan spermler itilirken Y kromozomu taşıyanlar yumurtaya çekilmektedir.Genel olarak bu yöntemin teorisi Babychoice’un teorisini destekler niteliktedir. BabyChoice’un mantığı da yumurtanın bu seçimi zaten bazı özel günlerde doğal olarak elektriklenerek yaptığı şeklindedir.

5. Diyet ve Uygulama  Metodu (erkeklere)
KIZ ÇOCUK isteyenler
      YÖNTEM
ERKEK ÇOÇUK isteyenler
Tuzlu yiyeceklerden uzak durun ve kalsiyum (sütlü yiyecekler,balık, badem, yumurta sarısı, pırasa) ve magnezyum (çikolata, ekmek, bal) açısından zengin yiyeceklere ağırlık verin.
Beslenme Rejimi
Yemeklerinizde tuzun oranını arttırın ve sodyum (pirinç, yeşil fasulye, yulaf, kayısı) ve potasyum (tereyağı,kayısı, buğday) ağırlıklı besinler tercih edin.
Sık sık, haftada birden fazla olmalıdır.
Cinsel ilişki sayısı
Seyrek ilişki ve ovülasyondan 10 gün önce kesinlikle ilişkiye girmeyin.
Ovülasyondan 2 ya da 5 gün önce  cinsel birleşme.Daha yavaş hareket eden dişi sperm hücreleri (X) yumurtaya kadar ulaşacak zamanları olacaktır.
Dölleyici cinsel ilişkinin
zamanı
Ovülasyonun olduğu gün ya da ovülasyondan 1-2 gün sonra birleşme. Daha hızlı olan erkek sperm hücreleri (Y) yumurtaya daha önce varacaklardır.
Döllenmeden önceki günlerde erkeklerde boşalmanın sayısı ne kadar çok olursa, spermde cm³ başına düşen X hücrelerinin miktarı da o kadar artar.
Sperm hücrelerinin
 yoğunluğu
Boşalmanın sayısı az olmalıdır. Böylece spermde bulunan Y hücreleri daha çok olacaktır.
Penis çok içeri girmemeli,(yüzeyel ilşki) çünkü X hücreleri Y hücrelerine göre uzun yola daha dayanıklıdır.
Cinsel ilişkide konum
Penisin daha derine girmesi (derin birleşme) Y hücrelerinin canlılığını arttıracaktır.
Kadında orgazmın olmaması sonucu X ve Y arasındaki şans eşit olacaktır.
Cinsel ilişkide orgazm
Kadında yoğun orgazm.Ön sevişme. Döl yatağındaki kasılmalar Y hücrelerinin yumurtaya daha hızlı ulaşmalarını sağlar.
 
 6. MSHCG hormonunun tespiti
Bazı İsrailli bilim adamları doğacak çocuğun erkek mi, yoksa kız mı olacağını hamileliğin 16. gününde araştırmaları henüz tamamlanmadığı için çok yakın bir sürede tespit edilebileceklerini iddia etmektedirler.  Tel Aviv Genetik Enstitüsü’nde yapılan araştırmalarda, gebeliğin 16. gününde, ceninin beslenmesini sağlayan MSHCG hormonunun  ceninin dişi olması durumunda daha fazla salgılandığını saptanmaktadır.

MSHCG hormonunun  annenin kan ve idrarında, gebelik veya gebelik olmadığı zamanlarda testle saptanabildiği biliniyor. Bilim adamları, annenin bir kız çocuğuna gebe kaldığı zaman, MSHCG hormonunun 5 defa daha fazla salgılandığını belirtmektedirler. Daha önce bir başka araştırmada  MSHCG hormonunun  gebeliğin ikinci ve üçüncü ayında, kız çocuğuna hamile kalan annelerde daha fazla salgılandığı saptanmış idi. Bilim adamları  araştırma sonucunun şimdilik bebeğin cinsiyetinin belirlenmesi için kullanılmaması gerektiğini söylemektedirler.
 7. PDG (Preimplantasyon Genetik) Metodu 
Son zamanlarda geliştirilen Preimplantation Genetic Diagnosis yöntemiyle gelişmekte olan embriyonun  bir hücresinin alınarak incelendikten sonra genetik probleminin olup olmadığı ve cinsiyetinin ne olduğu anlaşılabilmektedir. Bu yöntem ile bebeğin cinsiyetini %100 belirlemek mümkün olmaktadır.

Ancak, bu yöntemin sadece cinsiyet belirlemeye yönelik  uygulanması ahlaki sebeplerden dolayı dünyadaki ülkelerin büyük bir kısmında yasaklanmış durumdadır. Bu yöntem daha çok tüp bebek merkezlerinde kalıtsal bazı hastalıkların (örneğin hemofili) saptanması amacı ile kanuni bir şekilde uygulanabilmektedir. Tüp bebek laboratuarlarında  genetik belirleme şu şekilde yapılıyor;uygulama için yumurta kanalından birkaç tane olgunlaşmış yumurta hücresi alınıyor ve erkek spermiyle döllendiriliyor. Döllenen bu yumurtalar sekiz hücreye bölünüyor. Bölünen bu embriyolardan birer tane hücre örneği alınarak embriyo biyopsi yapılıyor ve bu özel mikroskop altında kromozomları inceleniyor. Bu hücre sayesinde embriyonun sadece cinsiyeti değil, bütün genetik yapısı da anlaşılabiliyor. Hücrelerin kromozomları araştırıldıktan sonra istenen cinsiyetteki embriyo anne rahmine yerleştiriliyor. Embriyodan bir hücrenin alınması, ona hiçbir zarar vermiyor. Özet olarak, pahalı olan bu  yöntem cinsiyet belirleme için değil, sadece genetik bazı hastalıkların engellenmesi için kullanılmalıdır.Ayrıca  bu işlem isteğe bağlı olarak ülkemizde ve bir çok dünya ülkesinde uygulanmamaktadır ve yasal olarak engellenmektedir.

Tüm bunları anlattıktan sonra tabii ki insanlık tarihinin en eski cinsiyet belirleme yönteminden yani  Çin Takvimi ‘nden bahsetmeden olmaz.
 ÇİN TAKVİMİ NEDİR? 
Çin takvimi asırlardır Çinlilerin cinsiyet belirlemek için kullandıkları bir takvim sistemidir.Çinliler “çin takvimi” kullanımının %90 başarılı olduğunu iddia etmelerine rağmen bu takvim yönteminin herhangi bir bilimsel geçerliliği yoktur. Takvimin prensibi belirli yaştaki kadınların belirli aylarda cinsel birliktelik ile kaldıkları gebeliğin cinsiyetini belirlemek üzerine kurulmuştur. Çin takvimi kullanımında örneğin 24 yaşındaki bir kadın mayıs ayında gebe kalırsa bebek erkek olacak, kasım ayında kız olacaktır.ÇİN TAKVİMİ sadece eğlence ve hoş vakit geçirme amacı ile sitemize konulmuştur.
 
  
Cinsiyet Testi Nedir ? Uygulanmalı Mı?
Anne kardındaki bebeğin cinsiyeti, henüz 6-8  haftalıkken anne adayından alınan bir damla kanla belirlenebilecek bir test İngiliz bilim adamları tarafından geliştirildi. Cinsiyet Testi  kitiyle anne adayının parmağından alınan bir damla kan örneği, özel bir filtre kağıdının üzerine konuluyor ve test için laboratuvara gönderiliyor. Annenin kanında Y kromozomları bulunursa bebeğin erkek olacağı saptanıyor. Eğer istenmiyen cinsiyette ise anne kürtaj oluyor. “DNA Worldwide” adlı şirketin ürettiği test kiti internet aracılığı ile  satılıyor.
Etik ,ahlaki, vicdani ve doğru olmayan bu test ile  sırf istenmeyen cinsiyetten oldukları için bebeklerin kürtajla alınmasına ve kadınların da kürtaja zorlanmasına yol açacağından dolayı satılması doğru olmayan bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerekmektedir…..
DOĞAN BEBEKLERİN CİNSİYETLERİ İLE İLGİLİ İSTATİSTİKLER
 Doğanın  dengesinin korunması için doğan erkek bebek sayısıyla kız bebek sayısının birbirine eşit yada çok yakın olması gerekir.Avrupa ve Amerika’da yapılan bir çok istatistikte doğan erkek sayısının kız sayısına oranının 1.05 olduğunu gösteriyor.Yani erkek bebekler % 5 oranında daha fazla doğuyor.Bu farklılığın anlamı nedir? Bir açıklama,erkek bebeklerin doğum sonrası ilk yılda ölüm oranlarının kız bebeklere göre hafif yüksek olması ve ileri yaşlarda kadınların daha uzun ömürlü olması nedeniyle dünyada yaşayan erkek ve kadın sayısının eşitlenmeye çalışılması olabilir.
BİLİMSEL VERİLER 
Bazı yayınlarda anne adayının beslenmesi ile doğacak bebeğin cinsiyeti arasında ilişki saptanmıştır.Sodyum ve potasyumdan zengin beslenen anne adaylarının daha çok erkek çocukları,kalsiyum ve magnezyumdan zengin beslenen anne adaylarının ise daha çok kız çocukları olduğu görülmüştür.
Alkollü içecek sanayinde çalışanların daha çok kız çocukları,balıkçılık ile uğraşanların ise daha çok erkek çocukları olmaktadır.
Multipl sklerozlu kadınların daha çok erkek çocukları,şizofrenili  kadınların ise daha çok kız çocukları olmaktadır.
İlerideki hayatlarında prostat kanseri olan ve olmayan insanlar geçmişe dönük incelendiğinde prostat kanseri olanların daha çok erkek çocukları olduğu görülmüştür.
 Erkek anestezi doktorlarının daha çok erkek çocukları olmaktadır,burada anestezi gazlarının etkisi olabileceği düşünülmektedir.

24
Oca

En İdeal Baba Olma Yaşı

Katagori Sağlık Haberleri

Baba adayının  yaşı arttıkça ve özellikle 45 yaşın üzerinde, spermlerin genetik yapısında değişiklikler oluşmakta ve  yeni mutasyonlar  ortaya çıkma riski de yaşa paralel olarak artmaktadır. Bu artış, bebekte “otozomal dominant” grupta yer alan genetik hastalıkların ortaya çıkma riskinde artışa neden olur. Bu grup genetik hastalıklara verilebilecek en iyi örnek akondroplazi adı verilen bir  genetik hastalıktır.Cücelik şeklinde seyreden ve nadir görülen bu hastalık özellikle 50 yaş üzerindeki baba adaylarında daha da artmaktadır. 
Artan baba yaşına bağlı olarak gelişen sperm kalitesindeki  bozulmaların sonucu olarak ‘boş gebelik’  veya blighted ovum olarak isimlendirilen ve düşükle sonuçlanan bir anormal gebelik gelişme olasılığı da artmaktadır. Ayrıca artan baba yaşı ile birlikte mol gebeliği görülme sıklığında anlamlı artışlar görülmektedir. 
Özellikle 55 yaşın üzerinde  yaşlı baba sperminin döllenme kusuruna bağlı olarak Down sendromu riskini arttıracağı iddia edilse de yeterli kesin bilgi yoktur.Bu sebepten dolayı baba yaşına bağlı amniosentez önerilmemektedir.

24
Oca

İdeal Hamilelik

Katagori Sağlık Haberleri

Geçmiş yıllarda annelik, genellikle erken yaşlarda olmakta idi. Ancak günümüzde anne olma yaşı, gitgide yükselmeye başladı. Toplumda kadının yeri, sosyo ekonomik durumu ve ikinci evliliklerini yapan kadınların sayısının artması, bu durumun en büyük nedenleri arasında sayılabilir. Doktorlar ve psikologlar tarafından ise kadınlarda sağlık açısından ideal çocuk yapma yaşı 20-35 aralığı olarak önerilmektedir.
Genç Yaşta Hamile Kalmanın Riskleri Nedir?

20 yaşının altında gebe kalan ve doğum yapan anneleri hem psikolojim hem de tıbbi sorun ve riskler beklemektedir.Ergenlik dönemini geçirmiş her kadın, anne olmaya adaydır. Ama erken yaşlarda anne olan kadınların deneyimleri ve hayat tecrübeleri tam olmadığı için yaşamla daha çok ve daha yoğun bir şekilde baş etmeleri gerekir. Ayrıca genç yaşlarda kadının vücudunda birçok hormonal ve duygusal değişim söz konusu. Bu değişikliklerin farkına vararak ve bunlarla başa çıkarak yaşamını sürdürebilen bir kadın, hamileliğini daha rahat geçirir ve bebeğini daha kolay kabullenir. Ama bu tür anneliklerin dezavantajları da söz konusu. Genç kadın eğer belli bir sorumluluğa erişmemişse, evliliğinde sorunlar yaşayacaktır. Evliliğin ilk yıllarında sağlanması gereken uyum sağlanmadığı için, ikinci stres faktörü olan bebeğin dünyaya gelmesiyle de bir başka sorun daha çıkacaktır ortaya. Zaten kadından toplumun bekledikleri farklı, eşin bekledikleri farklı, ailelerin gelin olarak bekledikleri farklıdır. Eğer kadın bunlara alışamazsa, üzerine bir de bebek dünyaya getirirse, bu uyum daha da zor bir hal alacaktır.
Erken dönemde , yani 20 yaşın altında hamile kalan kadınları bekleyen tıbbi sorunlar da çok sayıdadır.Özellikle bu yaşlarda  anatomik ve hormonal olarak olgunluğunu tamamlamamış olan, vücut-kitle indeksi düşük kadınlarda; erken doğum yapma, doğumun zor olması, düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma, anne karnında gelişme geriliği ve gebelik zehirlenmesi , hipertansiyon riski mevcuttur.

İleri Yaşta  Olan Hamileliklerde Riskler Nelerdir?

Bu dönemde psikolojik risklerden çok tıbbi riskler ve tehlikeler ön plana çıkmaktadır.Yaş 35′in üzerine çıktığında ise yaşa bağlı kromozomal bozukluk oluşma riski ve yüksek tansiyon, şeker, kalp hastalıkları gibi kronik hastalıklara bağlı komplikasyonlar artabilmektedir. Ayrıca 35 yaşın üzerinde yumurtlama kapasitesinde ve yumurta kalitesinde azalma olduğundan, embriyoyu tutma kapasitesi etkilenir, miyom ve genital bölgede polip oluşma riski de artmaktadır.
Özellikle ilerleyen yaşla birlikte kadınlarda hipertansiyon ve diyabet gibi rahatsızlıkların daha sık görülmesi, geç yaşta hamileliği tehlikeye sokan faktörlerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Bu nedenle, hamileliğini 30′lu yaşlardan sonraya bırakan her kadının, hamile kalmaya karar vermeden önce mutlaka doktoruna danışarak hamileliği süresince ne tür sorunlarla karşı karşıya olduğunu öğrenmesi gerekmektedir. Diyabet ya da hipertansiyon gibi herhangi kronik bir rahatsızlıktan şikayetçi olan anne adayının, doktor gözetiminde bu sorununu kontrol altına alması, hem kendi sağlığı hem de bebeğinin sağlıklı gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü ileri yaşlardaki hamileliklerde kronik hipertansiyon, erken gebeliklere göre ikiyle dört kat arasında daha fazla görülmekte ve bu durum anneyle bebeği açısından büyük tehlike taşımaktadır. Ayrıca, bir diğer tehlikeli olasılık da, kadının yaşı ilerledikçe doğacak bebeğin kromozom bozukluklarda dünyaya gelme ihtimalidir.
Kromozom bozukluklarının en önemlilerinden biri olan Down Sendromu’nun (Mongolizm, Mongol Bebek), özellikle ileri yaşlardaki gebeliklerde ortaya çıktığı araştırmalar sonucunda kanıtlanmıştır. Doğacak bebeğin zihinsel ya da bedensel özürlü olmasına yol açan Down Sendromu’nun, 25 yaşındaki bir anne adayının bebeğinde görülme şansı 1250′de bir iken, 35 yaşındaki bir annenin bebeğinde bu oran 378′de bire kadar yükselmektedir. 
İleri yaşlarda hamile kalmayı planlayan kadınların karşılaşabilecekleri bir diğer sorun ise düşük tehlikesidir. Her yaştaki anne adayı, hamileliğin özellikle ilk üç ayında düşük riskiyle karşı karşıya kalabilmektedir. Öte yandan, ilerleyen yaşla beraber düşük ihtimali de doğru orantılı artmaktadır. 35 yaş üzerindeki anne adaylarında düşük tehlikesine, genç yaştaki hamileliklere göre dört kat daha fazla rastlanılmaktadır.
İleri yaşlarda ilk bebeğini dünyaya getirmeye hazırlanan anne adayları için doğum evreleri de farklı zorluklar taşımaktadır. Diyabet ve hipertansiyonun beraberinde getirdiği risk faktörlerinin yanı sıra plasentayla ilgili sorunlarda anne adayının hayatını tehlikeye atabilmektedir. Özellikle Placenta previa olarak adlandırılan durumlarda, annenin çok kan kaybetmesi ihtimaline karşı doğum uzmanı sezaryen doğumu önermektedir.

24
Oca

Doğum Kontrol Hapları

Katagori Sağlık Haberleri

Doğum kontrol hapları yada bilimsel adıyla oral kontraseptifler (OKS) tüm dünyada yaygın şekilde kullanılan, ucuz ve oldukça yüksek etkili ilaçlardır. İçinde hormon olduğunun bilinmesi kadın sağlığı açısından son derece yararlı olduğu bilinen bu ilaç grubu hakkında pek çok yanlış bilgi ve inanışın doğmasına neden olmuştur. Sırf bu yanlış inanışlar nedeni ile gereksiz yere pek çok kadın doğum kontrol hapı kullanımından endişe duymaktadır.
Doğum kontrol haplarının içeriği nedir?
Başlıca iki tür oral (ağızdan alınan) doğum kontrol hapı vardır. Kombine doğum kontrol hapı iki tür hormon (etinil östradiol ve progesteron) içermekte ve yumurtalıkların her ay yumurta üretme işlevini engellemektedir.”Progestogen-only pill” yani mini hap (mini pill) sadece progesteron hormonu içermekte ve rahim ağzındaki mukozayı değiştirerek etkili olmaktadır. Böylece sperm döl yolundan geçemez ve yumurtayı dölleyemez.”Progestogen-only pill” kombine haplardan daha az etkilidir.Mini hap ülkemizde bulunmamaktadır.
Etinil östradiol adı verilen kimyasal bileşik günümüzde  doğum kontrol haplarında kullanılan ana östrojen hormonudur. Etinil östradiol çok güçlü bir östrojendir.
Etinil östradiolün etkisi kişiden kişiye  değişiklik gösterir. Hatta etki aynı kişide değişik zamanlarda bile farklılık gösterebilmektedir. İşte bu nedenden dolayı aynı doz bir kişide yan etkiler ortaya çıkartabilirken diğerinde hiçbir şey olmayabilir. Doğum kontrol haplarının  yan etkileri içerdikleri etinil östradiol miktarına bağlıdır. 
Kelime anlamı olarak gebeliği destekleyici anlamına gelen progesteron yumurtlama sonrası yumurtalıkta kalan ve korpus luteum adı verilen bölümden salgılanan bir hormondur.Progesteron benzeri etki yapan maddeler ise progestin olarak adlandırılırlar. Progesteron vücutta asıl olarak, kolesterolün testosterona ve testosteronun da progesterona dönüşmesi ile üretilir. Testosteronun yapısında bulunan karbon atomlarının değiştirilmesi ile progestinler elde edilir. Doğum kontrol haplarının ilk zamanlarında kullanılan progestinlerin testosteron benzeri etkileri tam olarak ortadan kaldırılamadığı için tüylenme, kilo artışı gibi yan etkiler sıkça görülmekteydi.Yeni kuşak progestinler olarak adlandırılan desogestrel, gestoden ve norgestimat isimli  progestinler  günümüzde düşük içerikli pek çok doğum kontrol hapının içinde  bulunmaktadır ve yan etkileri azdır.
Kombine Doğum Kontrol Hapları etki derecesi nedir?
Kombine haplar doğru olarak alınmaları durumunda % 99 oranında etkilidir.Başarısızlık oranı %0.1-1’dir. Hapların etkisi düzensiz alınmaları, ishal-  kusma ile, antibiyotik yada diğer ilaçlarla birlikte kullanılmaları durumunda azalmaktadır. Doğum kontrol hapları ard arda yedi gün boyunca alınmadığı sürece korunma sağlamaktadır.
“Progestogen-Only ” yada Mini Hap  nedir?
Henüz ülkemizde bulunmayan “Progestogen-only” ya da Mini Hap yalnızca tek bir kadınlık hormonu içermektedir.Ülkemizde henüz bulunmamaktadır.
Progestogen döl yolu mukozasını kalınlaştırır. Bu mukoza daha sonra bir tıkaç görevi görerek spermlerin rahme girmesini ve tüplerden geçerek yumurtayı döllemesini engeller. Yüzde 95 oranında etkilidir.Mini haplar birçok kadında normal adet dönemini engellemez.Mini haplar ara vermeden her gün alınmaktadır. Mini hap kullanmaya başladığınızda 48 saatlik süre için destekleyici bir doğum kontrolü yöntemi ( prezervatif gibi) kullanmanız önerilmektedir.Mini hap kullanırken üç saatten fazla gecikmemeniz önemlidir. Mini haplar bebeğini emziren kadınlar için uygun olup, bebek sütten kesildikten sonra da kullanmaya devam edilebilir.
Doğum kontrol haplarının türleri nedir?
Doğum kontrol hapları her bir hapın içerdiği hormon miktarına göre multifazik ya da monofazik olarak iki gruba ayrılır. Monofazik olanlarda bir kutu içindeki her bir hapın içerdiği hormon miktarı birbirinin aynısıdır. Bir başka deyişle her hap birbiriyle eştir. Multifazik ilaçlarda ise ilk 7 hapın içeriği aynı, sonraki 7 hap farklı ve yine takip eden 7 hap farklı dozlarda hormon içerir. Multifazik hapların üretilmesinin altında yatan mantık daha az kanama bozukluğuna yol açmak ve daha düşük metabolik değişikliğe neden olmaktır.Oysa yapılan çalışmalar multifazik ve monofazik ilaçlar arasında bir fark olmadığını göstermektedir.Sıklıkla monofazik haplar kullanılmaktadır.
Doğum kontrol haplarının etki mekanizması nedir?
Normal bir adet döngüsünde beyindeki hipofiz bezinden salgılanan FSH isimli hormon yumurtalıkları uyararak içinde yumurta hücresi içeren folikül adı verilen yapıların gelişmesini sağlar. Her ay belirli sayıda folikül FSH etkisiyle gelişmeye başlar ve bunlardan sadece biri baskın hale gelerek gelişimini devam ettirir.Gelişmekte olan folikül östrojen hormonu salgılar. Salgılanan östrojen hipofiz bezi üzerinde negatif etki yaparak FSH salınımını baskılar. Yani önce FSH artıkça östrojen artar ve artan östrojen FSH’yı azaltarak yeni folikül gelişmesini engeller. Gelişen baskın folikül belirli büyüklüğe ulaştığında bu kez hipofizden LH adı verilen hormon salgılanır ve bu yumurtlamayı sağlar. Daha sonra ise yumurtalıklardan progesteron salgılanmaya başlar.
Doğum kontrol hapları birden fazla etkiyle gebeliği engeller.Östrojen ve progesteron içeren kombine doğum kontrol hapları hipofiz üzerinden FSH ve LH salgılanmasını etkileyerek yumurtlamayı engeller. Asıl etkisi progesteron üzerinden olur. Progesteron LH salgısını baskılayarak yumurtlama olmasını engeller. Östrojen ise FSH salgılanmasını baskılayarak folikül gelişimi olmamasını sağlar.Östrojen dozu folikül büyümesini baskılamada yetersiz kalsa bile progesteron içeriği yumurtlamayı engellediğinden etkili bir koruma sağlanır.
Östrojenin bir diğer etkisi de rahim içini döşeyen ve endometrium adı verilen zar tabakasının dengede kalmasını sağlayarak düzensiz kanamaları engellemesidir. 
Öte yandan  progesteron endometrium tabakasının yapısında değişikliğe neden olur. Değişime uğrayan endometrium embriyonun yerleşmesi ve büyümesi için elverişsiz bir ortamdır. Progesteron aynı zamanda fallop tüplerinin hareketini bozar ve yumurtanın tüplerden geçiş süresini değiştirir. Yine rahim ağzından gerçekleşen salgıda değişikliğe neden olarak spermlerin bu salgı içinde ilerlemelerini güçleştirir.
Yeni düşük doz hapların avantajı nedir?
Doğum kontrol hapları ilk kez kullanıma girdiğinde içerdikleri östrojen miktarları çok yüksekti. Aynı zamanda progestin içeriğinin erkeklik hormonu olan testosterona benzer yan etkileri oldukça fazlaydı. Zaman içerisinde yeni nesil progestinlerin geliştirilmesi ile bu yan etkiler azaltıldı. Östrojenlerin dolaşım sistemi ve pıhtılaşma üzerindeki etkilerini azaltmak için hapların içeriğindeki östrojen dozunda giderek bir azalma sağlandı. Günümüzde  piyasada en fazla reçete edilen ilaçlar 20 mikrogram gibi oldukça düşük sayılabilecek miktarlarda östrojen hormonu içermektedirler. Bu düşük miktara rağmen gebelikten koruma etkisinde en ufak bir azalma söz konusu değildir. Genel olarak 30 mikrogram ve daha az miktarda östrojen içeren doğum kontrol hapları düşük doz doğum kontrol hapları olarak adlandırılırlar.
Düşük doz hapların en önemli avantajı östrojen bağlı yan etki görülme olasılığının en aza indirilmesidir. Ancak düşük dozun bir dezavantajı vardır. Östrojen dozu azaldıkça endometrium üzerindeki dengeleyici etki de azaldığından hap kullanımı sırasında lekelenme tarzında ara kanamalar görülebilir. Bu durum ilaç kullanmaya devam edildiğinde 3-4 kutu sonra ortadan kalkar. Daha uzun süre devam etmesi durumunda ise bir üst doza geçmek gerekebilir.
Doğum kontrol hapı nasıl  seçilmelidir?
Kullanılan tüm ilaçların yan etkileri vardır ve tümünün kullanılamayacağı kontrendikasyon olarak tanımlanan sakıncalı durumlar söz konusudur. Bu nedenle hangi ilaç olursa olsun doktor önerisi olmadan hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Daha önce de belirtildiği üzere östrojen söz konusu olduğunda aynı miktarda östrojen farklı kişilerde, hatta aynı kişide dönemden döneme farklı etki gösterebilir. Bu nedenle doktor önerisi olmadan doğum kontrol hapı kullanmak uygun bir davranış şekli değildir.Detaylı jinekolojik muayene,ultrasonografik değerlendirme ve tetkikler sonucu doktorunuz size uygun ilacı seçecektir.
Doğum kontrol hapı kilo aldırır mı?
OKS  içeriğindeki hormonlar iştah değişikliklerine neden olabilir.Bu değişiklikler yıllar içerisinde ortaya çıkar ve kilo artışına yada kilo kaybına neden olabilir.Bazı kadınlarda hapın kullanımının ilk aylarında sıvı tutulumu olabilir.Bazı kadılarda meme ve bacaklarda hafif kilo artışı görülebilir.OKS kullanımının yaratabileceği depresyon eğilimi de iştah değişikliğine neden olabilir.
OKS kullanımı esnası gebelik meydana gelirse ne olur?
OKS kullanımının koruyuculuk oranı %99. un üzerindedir.Hatalı kullanım sonucu gebelik meydana gelse bile anne karnındaki bebek üzerine genellikle hiçbir olumsuz etkisi yoktur.
Doğum kontrol hapının avantajları nedir?
Düzenli kullanıldığı taktirde çok yüksek etkinliğe sahip, yan etki oranı düşük ve geri dönüşlü bir yöntem olması en önemli avantajıdır. Bunun yanı sıra bir çok olumlu etkisi vardır. Düzenli kullanım sonrası bazı kanser türlerine karşı koruyuculuk sağlar. Adet kanamalarını düzene sokar. Adet kanamasının zamanının ayarlanabilmesi önemli bir avantajdır.Yumurtalık kistlerinin tedavisinde kullanılır ve yumurtalıkları kiste karşı korur.Gebelik planlamayan genç yaştaki,çocuğu olmayan kadınlarda sıklıkla tercih edilir.
Doğum kontrol hapının dezavantajları nedir?
Düzenli alınmasının gerekmesi ve yüksek oranda hasta uyumu gerektirmesi en önemli dezavantajıdır. Yöntemin başarısı kişinin kullanımına bağlıdır. Özellikle ağızdan ilaç almayı sevmeyen ve hap almayı unutabilecek dalgın yapıdaki kişiler için uygun bir yöntem olmayabilir. Cinsel yönden bulaşabilen hastalıklara karşı etkili bir koruma sağlamaması özellikle çok eşli kişiler için bir dezavantaj olarak kabul edilebilir. Kombine haplar emzirme döneminde kullanılmaz.35 yaş üstünde sigara içen kadınlarda tercih edilmez.
Doğum kontrol hapları kısırlığa yol açar mı?
OKS kullanımının kısırlığı arttırdığına dair hiçbir bulgu ve kanıt yoktur.Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta zaten daha önceden kısırlık sorunu olan ve bunun farkında olmayan kişilerin OKS kullanımıdır.Gebelik planlamayan ve OKS  kullanmak isteyen çiftlerde aslında var olan ama henüz bilinmeyen sperm problemi,tüplerde hasar gibi bir nedenin varlığında OKS kullanımına son verilmesinin ardından gebe kalamama söz konusu olursa bu durumun OKS  kullanımı ile ilgisi yoktur.
Bir başka durum da kadının yaşı ile ilgilidir. Kadın yaşı ne kadar genç ise gebe kalma potansiyeli o kadar yüksektir. Kadının yaşı ne kadar genç ise OKS kullanımına son verilmesinin ardından gebe kalma süresi de o kadar kısa olacaktır.30 yaşından sonra kadının gebe kalma potansiyeli azalma gösterir.
Hap kullanımı sonrası düşük riski  var mıdır?
İnsanlar psikolojik olarak kendilerini rahatlamak amacıyla ters giden olaylar karşısında bir suçlu bulma eğilimindedir. Bu saptama doğum kontrol hapı kullanıp bıraktıktan sonra hamile kalan ve düşük yapan kadınlar için de geçerlidir. Oysa yapılan çalışmalarda oral kontraseptif kesilmesinden sonra yaşanan gebeliklerde düşük riskinde bir artış saptanmamıştır. Tam aksine kendiliğinden düşük ve ölü doğum riskinde hafif bir azalma söz konusudur.
Doğum kontrol hapı sonrası anomali riski artar mı?
Doğum kontrol haplarının yumurta hücresinin kalitesini bozarak anomalili bir bebeğin gelişimine yol açacağı inancı da yanlıştır. Yapılan çalışmalarda bu yönde hiçbir kanıt bulunamamıştır. Benzer şekilde doğum kontrol hapları doğan bebeklerin cinsiyet oranında da bir değişikliğe neden olmaz. Önceden doğum kontrol hapı kullanan ve kullanmayan kadınlarda ölü doğum, erken doğum, düşük doğum ağırlığı, zeka ve gelişim açısından hiçbir fark yoktur.

24
Oca

Gebelik Testi

Katagori Sağlık Haberleri

Gebelik belirtileri kesin olmamakla birlikte kadından kadına değişmektedir.Gebelikle ilgili bir şüpheniz olduğu zaman  hemen doktorunuza başvurunuz.

 Olası belirtiler;
ü       Gününüzün gecikmesi,
ü       Adet miktarınızın normalden az olması,
ü       Kasık ve bel ağrısı,
ü       Kabızlık,
ü       Tükürük salgısında artış,
ü       Yorgunluk hissi ve uyku isteği,
ü       Meme uçlarında hassasiyet ve renk koyulaşması,
ü       Bulantı,
ü       İdrara sık çıkma,
ü       Kasık ağrıları,
ü       Kokulara duyarlılık.
Yukarıdakiler sadece olabilecek belirtiler olup kesin tespiti için doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.
Gebelik testleri en çok kimleri heyecanlandırır?

Aslında gebelik testlerinden heyecanlananlar iki gruba ayrılır. Birinci gruptakiler çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerdir. Özellikle bu çiftler uzun zamandır çocuk sahibi olamayıp kısırlık tedavisi görenler olursa, sonuçları tüm yakınlarıyla birlikte heyecanla beklerler. Pozitif sonuçları zafer çığlıklarıyla karşılarken, negatif sonuçları bir yıkım gibi algılarlar.
İkinci grup ise, şüpheli bir ilişki sonucunda, istenmeyen olası hamilelik riskini ortadan kaldırmak için test yaptıranlardır. Bu gruptakilerden evli olmayan ve özellikle genç yaştaki kadınlarda, heyecanla birlikte derin bir kaygı vardır ve test sonucundan emin olmak için aynı soruları defalarca sorarlar. Hatta test sonuçlarını farklı laboratuvarlarda kontrol ettirenlere de rastlıyoruz. Aslında gebelik testlerinin altında yatan heyecan kaynağı, kadın için çok önemli ve özel bir duygu olan çocuk sahibi olmaya ve onun sonucunda oluşabilecek sosyal ve ruhsal reaksiyonlara bir ön tepki gibi görünmektedir.

Gebelik testleri yanlış sonuç verebilir mi? En kesin tanı nedir?

En büyük yanılma payı idrarla yapılan testte bulunur. Test, hormon idrarda uygun seviyeye çıkmadan yapılmışsa, bozuk yada günü geçmiş kitler kullanılmışsa, kimyasal gebelik dediğimiz bir gebelik oluşmuş ama bebek canlılığını yitirmişse yada kısırlık tedavisinde kullanılan birtakım ilaçlar kullanılmışsa, yanlış sonuç çıkabilir. Ayrıca erken gebelik haftasında test için aşırı su içip idrar sulandırılırsa testin yanılma payı artar. Kan testinde yanılma payı hemen hemen yok gibidir. Ancak orada da test gebelik gösteriyorsa, gebeliğin normal bir gebelik mi; yoksa dış gebelik, anormal gebelik, düşükle sonuçlanacak kimyasal gebelik mi olduğunun, uygun zamanda ultrasonla değerlendirilerek tespit edilmesi gerekir.
Ultrason testi ise, kanda tespit edilen B-HCG hormonu 1000-1500 IU/L civarında olduğunda, vajinal ultrason da 5000IU/L ve üzerinde ise, karından uygulanan yöntemle gebelik kesesinin görüntülenmesine dayanır. Hemen hemen kesine yakın normal gebelik tanısı koydurur. Artık gelişmiş ultrasonlar sayesinde, vajinal yöntemle adet günü 5- 7 gün geçen kadınlara gebelik tanısı konulabiliyor.

Şüpheli bir ilişkinin ertesi günü yapılan gebelik testlerinde tanı konulabilir mi?

Şüpheli bir ilişkiden sonraki gün gebelik testlerinin herhangi birisinin yapılmasının hiçbir anlamı yoktur. Böyle bir durumda, istenmeyen gebelikten kaçınmak için ertesi gün hapları veya rahim içi araçlar kullanılmalı. En erken gebeliğin tespiti adetin 21-22. gününde, kandaki gebelik hormonunun tespitiyle mümkün olduğundan, kan testi adetin 21-22. gününe ertelenmelidir.

Ertesi gün yöntemlerinden sonra test yaptırılmalı mı?

İstenmeyen gebeliklerin önlenmesinde 2 yöntem yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlardan biri ertesi gün hapları, diğeri de şüpheli ilişki sonrası rahim içi araç (spiral) kullanılması. Herhangi bir korunmasız ilişkide hamile kalma riski yüzde 8 iken, ertesi gün hapıyla bu risk yüzde 2′ye düşer. Rahim içi araçlar ilişkiden sonraki ilk 5 gün içinde uygulandığında ise, başarısızlık şansı binde bir olur. Rahim içi araç kullandıktan sonraki adet normal adet gibi değilse, test uygulanmalıdır

Gebe kalamıyorsanız Yapın!
 ü       Transvaginal ultrasonografi
ü       Sperm incelemesi (3 gün cinsel perhizin ardından)
ü       Hormon profili (adetin 3. günü,sabah,aç karna alınan kandan)
ü       Histero salpingo grafi(rahim filmi)
 Doktorunuz  gerekli görürse;
ü       Endometrial biopsi
ü       Postkoital test
ü       Laparoskopi

24
Oca

Gebelikte Kanser ve Tedavisi

Katagori Sağlık Haberleri

Gebelik yarattığı hormonal ve metabolik ortam nedeni ile meme kanseri, over kanseri, endometrium kanseri gibi çeşitli kanserlerin sıklığını azaltabilen bir faktör olmasına karşın serviksin çevresel ve virütik karsinojenlere maruziyetini artırabilmektedir. Gebelikte kanser tanı ve tedavisinde kullanılacak yöntemler çeşitli gebelik haftalarına göre farklılıklar göstermesi yanında adneksiyal kitleler (yumurtalık kanseri), memede oluşan fizyolojik değişiklikler gibi yarattığı etkiler ile tanıda zorluklar yaratabilir. Gebelikte kanser tedavisinin bebek  üzerinde olumsuz etkileri yanında anne karnındaki bebeğin  yeterli olgunluğa erişmesi için gereken süre nedeni ile bekleme yani nihai tedavinin ertelenmesi de gündeme gelebilmektedir.
Genital organların  dışındaki  kanser türlerinde  ise gerek tanı gerekse tedavi aşamasında  anne karnındaki  korunması yönünde önlemler söz konusudur. Kanser hastası olan gebelerin takipleri bir üniversite kliniğinde ve onkoloji bölümü ile kadın doğum kliniğinin ortaklaşa takibiyle yapılması en uygun yaklaşım olmaktadır.

Hamilelikte Hangi Kanser Türleri Sık Görülmektedir?
Rahim ağzı, meme ve yumurtalık kanseri hamilelik döneminde en sık görülen kanserlerdir. Ayrıca kan kanserleri ve bağırsak kanserleri de gebelikte birlikte sık görülebilen kanserlerdir Bu sebeple gebelik planlandığı zaman hamile kalmadan önce kadınların bir jinekoloğa başvurup muayene olması , smear testi yaptırması , meme muayenesi olup alt batın-pelvis ultrasonografisi ile değerlendirilmesi önem kazanmaktadır.Ayrıca kan kanserleri ve bağırsak kanserleri de gebelikte birlikte sık görülebilen kanserlerdir.
Gebelikte Kanser Tedavisi Ve Takibi Nasıl Yapılmaktadır?

Gebelikte kanser tedavisi yapılırken annenin yaşamının ön planda tutulması gerekiyor. Gebeliğin ilk  aylarında  saptanan kanserlerde, gebelik sonlandırılarak kanserin tedavi edilmesi yoluna gidilmektedir. Gebeliğin son aylarında  saptanan kanserlerde bazen çok kısa bir süre beklenerek doğum gerçekleştirilmekte  ve tedaviye başlanmaktadır.Tüm bu süreçte daima annenin hayatı ön planda tutulmalı ve gebelikte kansere yönelik her tanı ve tedavi girişiminde anne ve babaya konu ayrıntıları ile anlatılmalı ve izin alınmalıdır. Rahim ağzı kanseri dışındaki kanserlerde bebeğe zarar vermeksizin gerekli ameliyatlar teknik olarak yapılabilmektedir eğer bu tür ameliyatlar planlı bir şekilde yapılacaksa bunun için en uygun dönem gebeliğin12-16. haftaları arasındaki dönemdir.Hamilelik esnasında gebeliğin ilk 3 ayı dışında onkoloji uzmanı gerekli gördüğü takdirde   kemoterapi denilen ilaçla  kanser tedavisi uygulanabilmektedir.Fakat hamilelere bebeğe kesin zarar vereceğinden dolayı radyoterapi yani ışın tedavisi uygulanmamaktadır. Tedavideki karar daima onkoloji uzmanına aittir ve kadın doğum uzmanı ile birlikte aile ile her safhası önceden konuşularak karar verilmektedir.
Daha önce doğum yapmamış veya ilerisi için tekrar bebek arzusu olan kadınlarda ise embriyo dondurulması işlemi başarı ile yapılmaktadır. Yumurta dondurulması veya yumurtalığın dondurulup saklanarak tedavi sonrası tekrar yumurtalık  nakli ise araştırma-geliştirme aşamasında olan çalışmalardır ve henüz rutin uygulamaları yoktur

24
Oca

Meme Sağlığı

Katagori Sağlık Haberleri

Doğumdan yaşlılığa dek belki de insan vücudunda en fazla değişime uğrayan organdır memeler. İlk adetten bir yada iki yıl kadar önce östrojen ve progesteron etkisi ile göğüsler büyümeye başlar. Ergenlik döneminde östrojen hormonu üretimi ile hızlıca gelişirler. Her adet döneminde kanda artan kadınlık hormon seviyeleri sayesinde, hamileliğe hazırlanıyormuşçasına her ay süt bezleri aktif hale geçerler ve göğüsler şişer. Hormonlarımız normale döndü mü eski hallerine dönüverirler. Memelerin ergenlik sonunda ulaştığı büyüklük genetik olmakla birlikte vücuttaki yağ oranına da bağlıdır. Memeler yağ dokusu ile meme bezlerinden oluşmuştur, kas bulunmaz. Göğüs kasları vardır ki bunlar göğsü oluşturmaz ama varlıkları göğüsleri tutmaya yarar. Göğüsleri asıl tutan, göğüslerin altından başlayıp çeneye dek uzanan deridir. Bu deri olmasaydı yerçekimine boyun eğecekti memelerimiz. Hormonal değişimlerin, hamileliğin, emzirmenin ve zamanın etkisi ile deride meydana gelen yapısal bozukluklar derinin gevşemesine ve göğüslerin sarkmasına neden olur. Bu nedenle mümkün olduğunca erken göğüs bakımına başlamak gerekir.
Meme Bakımı Ve Temizliği Nasıl Yapılmalıdır?

Öncelikle temizlik tabiî ki, bunun için göğüsler hergün yıkanmalı ve alınan duşun ardından soğuk su masajı yapılmalı sadece birkaç dakika. Soğuk su masajı göğüslerimize dirilik, sıkılık, canlılık kazandıracak. Malum soğuk su kan dolaşımını hızlandırır ve cildi gerer. Peki, masaj nasıl olacak? Bunun için göğüslere dairesel hareketlerle soğuk su tutun. Sadece birkaç dakikanızı alacak. Ama dikkat edin buz gibi sular tutup da üşütmeyin. Ve çıktıktan sonra duştan meme ucunda çatlamalara karşı nemlendirici krem kullanın. Bu krem vücut için üretilmiş nemlendirici kremler olabilir, ya da göğüsler için özel üretilmiş nemlendirirken sıkılaştıran kremlerden de kullanabilirsiniz. Aman çatlamasın memeler.
Meme Sarkması Nedir? Neden Memeler Sarkar?
Memeler, kadın hormonu olan östrojenin seviyesindeki değişimin etkisiyle ergenlik süresinden büyüme çağı, doğum ve menopoza doğru kesinlikle değişiklik gösterirler. Birçok genç kız için memeler 9–11 yaşlarında gelişmeye başlar, fakat bu gelişme daha geç ya da daha erken de gerçekleşebilir. Memelerin farklı oranlarda gelişmesi alışılmadık bie durum değildir. Meme yumruları göğüsler gelişirken meydana gelebilir. Bunlar daima tehlikesizdir ve genellikle herhangi bir tedavi gerektirmez.
Memeler gelişir gelişmez, değişiklikler her ay aybaşı döngüsü ile kendini gösterir (periyodik meme değişimleri). Bir aybaşından hemen önce, memeleriniz büyüyebilir, hassaslaşabilir yada biraz yumru oluşmuş hissi verebilir. Aybaşından sonra, bu yumrular biraz belirginleşebilir yada tamamen kaybolabilir. Bazı bayanlar aynı zamanda aybaşına bağlı olarak meme ağrısı da yaşayabilirler (periyodik meme ağrısı).
Hamilelik süresince süt üreten hücrelerin sayısındaki artış sebebiyle memeler daha da büyür. Meme uçları koyulaşır ve doğumdan sonra da bu koyuluk sürebilir.
Menopozda da yumru oluşumu gözlenebilir. Bunlar sıklıkla meme torbasının dışına çıkarlar (iyi huylu sıvı dolu keseler).
Meme dokusu aynı zamanda yaşla beraber değişikliğe uğrar. Sıkılığını kaybetmeye başlar ve süt üreten doku memelerin sarkmasına neden olan yağ dokusu ile yer değiştirir. Östrojen seviyesi düştüğünde bu menopozdan sonra fark edilebilir. Daha da yaşlandığınızda, memelerinizin ölçüsü de değişebilir. Eğer HRT (hormon replasman tedavisi) alırsanız memeleriniz sıkılaşabilir ve bazen biraz duyarlılaşabilir.
Göğüs ( Meme) Güzelliği İçin Hangi Egzersizleri Yapmalısınız?
Yüzme bildiğimiz gibi bütün vücut için yararlı, tabi göğüsleri de şekle sokan bir spor türü. Eğer göğüsleriniz büyükse şiddet içeren sporlardan kaçının. Göğüs güzelliği için önerilen egzersizlerde ise temel amaç sırt ve pazı kaslarının kuvvetlendirilmesidir. Bunun için 3 egzersiz vardır.
Diz ve ellerinizi yere koyun (emekler gibi) Sırtınızı ve başınızı dik tutun. Bacaklarınızı kalça seviyenize dek havaya kaldırıp çapraz hale getirin. Dirseklerinizi bükerek gövdenizi yere doğru indirin. Bir kaç saniye bekleyip ilk pozisyonunuza dönün. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın
Yere uzanın. Omuzlarınız yerle tamamen temas etsin. Bacaklarınızı havaya kaldırıp çapraz hale getirin. Kollarınızı önce vücudunuza paralel şekilde yana uzatın, sonra dümdüz ve gergin olarak yukarı kaldırın ve ellerinizi birleştirin. Bir kaç saniye bekleyip ilk pozisyonunuza dönün. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın.
Bağdaş kurarak oturun. Omuzlarınızı gevşek tutun. Kollarınızı göğüs seviyesine getirip avuçlarınız iç içe gelecek şekilde ellerinizi birleştirin. Tüm gücünüzle avuçlarınızı birbirine doğru itin. Bir kaç saniye bekleyip gevşeyin. Aynı hareketi 20 kez tekrarlayın.
Genç Kızlarda Ergenlikte Meme Bakımı Ve Gelişimi Nasıl Olmalıdır?
Kızlarda meme gelişimi 8-13 yaşlarında başlar. Meme bakımı gelişmeyi izler. Memelerin gelişimi sırasında önce bir tomurcuklanma, daha sonra meme dokusunda genişleme ve büyüme olur. Memenin büyümesi ile beraber meme ucundaki kahverengi kısım da büyümeye başlar. Gelişiminin sonuna doğru meme ucunun kahverengi kısımdan daha kabarık bir hale geldiği fark edilir.  
Kızlarda meme gelişimi başladıktan birkaç sene sonra sütyen giyme gereksinimi doğar. Genç kız ne zaman sütyen giyme gereksinimi olduğunu en iyi kendisi anlar. Bir genç kıza sütyen almasında yardımcı olabilecek en yakın kişi annesi veya ailesinden birisidir. Öncelikle hangi boy sütyen alınmasına karar vermek gerekmektedir. Bunun için öncelikle göğüs çevresi göğüs altından mezurle ölçülür, bu sütyenin beden büyüklüğünü vermektedir. İkinci ölçüm ise kalıp için gerekmektedir. İkinci ölçüm göğsün meme uçlarından yapılan ölçümüdür. Göğüs altı ile göğüs uçları arasındaki ölçümler arasındaki fark hesaplanır. Bu fark 15 cm.den az ise “B” kalıbı, 15-22 cm arasındaysa “C” kalıbı ve 22 cm den büyükse “D” kalıbıdır. İlk defa sütyen takarken pamuklu dokumadan, göğüsleri rahatça saran ve destek olanlar tercih edilmelidir. Sütyen doğrudan vücuda giyilen bir çamaşır olup, sık sık değiştirilmesi gerekmektedir. Sütyenlerin yıkanma kuralları ise genellikle üzerinde bulunan kullanım kılavuzunda bulunmaktadır. 
Sağlıklı Bir Sütyen Nasıl Olmalı ? Sütyen Seçerken Dikkat Etmeniz Gerekenler.
Eh tabi bu göğüsleri ne taşıyacak, iyi bir sutyen. Günlük kullanımlar için çok sıkı olmayan göğüslere tam oturan pamuklu kumaştan üretilmiş doğal boyalarla boyanmış sutyen kullanılmasını tavsiye ediyor uzmanlar. Spor yaparken de tabiî ki;zıplama hoplamalara karşı koruyucu sıkı spor için üretilmiş özel sutyenler kullanılmalı. 
Sütyen alırken birkaç noktaya dikkat etmek şıklığınız ve rahatınız için çok yaralı olacaktır.

Sütyeninizi yeni aldığınızda en uç agrafta (klipste) rahatsanız sorun yok demektir. Sütyenler kullandıkça gevşerler. İlerde sütyeniniz gevşedikçe daha yakın agraflara takabilirsiniz.
Sütyen almadan mutlaka doğru beden ölçünüzü bildiğinizden emin olun.
Göğüsleriniz sütyen kabından taşıyorsa beden ölçünüzde bir hata var demektir. Göğüslerin sütyenin üst kısmından kontrolsüz olarak dışarıya doğru bombe yapacak şekilde taşması hoş bir görünüm oluşturmaz.
Sütyeninizin arka bantı yere paralel olarak sırtından geçmelidir. Eğer bu bantı yukarıda kalıyorsa askılar olması gerektiğinden daha kısa ayarlanmış ya da sütyen üzerinize göre değil demektir.
Regl öncesi dönemde normal dönemlerde giyeceğiniz sütyenleri almayın. Memelerinizin bu dönemde büyümesi, normal dönemlerde giyemeyeceğiniz sütyenlere sahip olmanıza yol açabilir. Aslında doğrusu kadınların bu iki farklı dönem için ayrı ayrı sütyenlere sahip olmasıdır. Kendinize regl dönemleri için normal bedeninizden farklı bedende bir ya da iki sütyen almanızı öneririz.
Göğüslerinizin dolgun görünmesi için ‘push-up’ denilen içten dolgulu sütyenleri tercih edebilirsiniz. Bu tip sütyenlerin dolguları günümüzde sıvı, hava ve pamuk gibi çeşitli malzemelerle oluşturulmaktadır. Beğendiğiniz birini seçmekte serbestsiniz; hepsi hemen hemen aynı rahatlıktadır. Ancak sıvı dolgulu push-up’ların göğsün kendi dokusuna daha yakın olduğunu söyleyebiliriz.
Eğer sütyeninizin agraflarının arkada olması sizi zorluyorsa ya da biraz değişiklik ve pratiklik arayışındaysanız önden agraflı yani önden açılan sütyenleri deneyebilirsiniz.
Genel olarak şöyle de bir saptama yapabiliriz; aldığınız sütyen rahatsa ve sizce güzel gözüküyorsa sorun yok demektir ;

24
Oca

Jinekomasti

Katagori Sağlık Haberleri, Estetik Haberleri

Yapısal olarak aslında erkek memesinin kadın memesinden büyük bir farkı yoktur. Erkek memesinin küçük olmasının tek sebebi erkek vücudunda yeterli miktarda kadınlık hormonu olmamasıdır.
Ancak bazı durumlarda erkek memesi kendiliiğinden büyümeye başlamakta  ve neredeyse bir kadın memesi şekli almaktadır. Bu bir hastalık ve tıpta “jinekomasti” olarak adlandırılmaktadır.
Jinekomastinin Sebepleri Nelerdir?
Jinekomastinin bir çok nedeni olabilir. Bazı hastalıklar, örneğin siroz gibi ağır karaciğer bozuklukları, bazı ilaçlar, örneğin bir zamanlar çok kullanılan bir mide ilacı (cimetidin) jinekomasti yapabilir. Ancak jinekomasti vakalarının büyük çoğunda hiçbir sebep bulunmamaktadır. Yani bu hastalık büyük bir oranda hiçbir sebep olmadan kendiliğinden ortaya çıkar.
Vücut geliştirme sporcularının büyük bir kısmında da jinekomasti görülmektedir. Bunun sebebi doping olarak kullandıkları yüksek miktarda erkeklik hormonudur. Erkeklik hormonu vücutta kullanıldıktan sonra yok edilirken ortaya kadınlık hormonuna benzeyen bir ara madde çıkmakta ve bu da yüksek miktarlarda olunca göğüslerin büyümesine neden olmaktadır. Türkiye’de en sık kullanılan ilaçlar primabolan, sustanon ve anapolan. Özellikle anapolan ciddi şekilde jinekomasti yapmasına rağmen  hem çok etkili hem de hap olarak alınabildiği için bu sporcular tarafından tercih edilmektedir .
En çok bilinen sebepleri;
Testosteron azlığı ile seyreden rahatsızlıklar (Klinefelter’s Sendromu, Testislerin alınması, vs),
Östrojen artışı ile seyreden rahatsızlıklar (Testis tümörleri, böbrek üstü bezi tümörleri, vs),
Şişmanlık,
Böbrek yetmezliği,
Hemodiyaliz,
Hipertroidi,
Hipotroidi,
Karaciğer tümörleri,
Hermafroditizm gibi rahatsızlıklara ek olarak,
Uzun süreli ilaç kullanımları (alkol, amfetamin, simetidin, marihuana, trisiklik antidepresanlar, vücut geliştirmede kullanılan anabolik steroidler, vs) jinekomastinin bilinen nedenlerindendir.
Jinekomasti Erkekte Meme Kanseri Riskini Artırır Mı?
Tüm meme kanserlerinin sadece %1’i erkeklerde görülmektedir. Meme kanseri gelişmesi için jinekomasti olması riski artırmaz. Sadece Klinefelter’s sendromunda meme kanseri riski 60 kat artmaktadır.Sonuç olarak jinekomasti meme kanseri riskini belirgin olarak artırmaz.

Jinekomastinin Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

Bazı hormonal ilaçlar kullanılmasına rağmen genellikle tedavisi cerrahidir.  Jinekomasti bir kere oluştumu büyüyen meme dokusunun alınması gerekmektedir. Hormonal tedaviler ile tam olarak gerilemesi beklenen bir şey değildir. Cerrahiye tamamen karşı olan bazı hastalarda testosteron, clomifen ve tamoksifen gibi östrojen karşıtı ilaçlar ve danazol ile sınırlı bir başarı elde edilebilmiştir. Ancak bu ilaçların çok fazla yan etkileri olduğu unutulmamalıdır. Bu sebeple genellikle cerrahi düzeltme tavsiye ve tercih edilmektedir.
Meme asimetrisi ve düzeltmesi ile ilgili tüm ameliyatlar “Plastik Ve Rekonstruktif Cerrahi” uzmanları (Estetik Cerrahi) tarafından başarı ile yapılmaktadır.

24
Oca

Meme Başı Akıntısı

Katagori Sağlık Haberleri

Meme başı akıntısı kadınlarda çok sık görülmektedir.Bir çok kadında meme başı  akıntısını, göğüsleri bastırmakla  ya da meme başını sıkarak ortaya koyar.Sadece göğüsleri sıkmak ile akıntı oluyorsa  hemen hemen her zaman bu akıntı iyi huyludur.
Birden fazla meme kanalından kaynaklanan  ve iki taraflı  olan  akıntı genellikle berrak ya da süt kıvamındadır.Bu tip akıntı genellikle fizyolojiktir ve doğaldır, kendiliğinden de  görülebilir ancak nadiren hiperprolaktinemiye (prolaktin salgılayan   hipofiz adenomu  ya da hipotiroidi nedenli) bağlı meydana gelebilir.Kendiliğinden memeleri sıkmadan iki taraflı  süt kıvamında  akıntısı olan (galaktore) kadınlarda  serum prolaktin ve TSH  hormon      düzeyine bakılmalıdır.

Meme başının altında  kitle ile ilişkili  herhangi bir akıntı  kanseri düşündürmektedir.Kendi kendi kendine akan , tek taraflı olan  ve tek süt kanalından kaynaklanan  meme başı akıntısı  meme kanserinden kaynaklanıyor olabilir. Ancak daha sıklıkla  duktal ektazi ya da papillomaya bağlıdır. Bu tip meme başı akıntısı olan  kadınlar, özellikle akıntı devamlı oluyor ise   ya da kanlı ise mamografi ile  değerlendirilmeli,meme başı akıntısından yayma yapılmalı  ve  gerekirse cerrahi müdahale yapılmalıdır.

24
Oca

Meme Kanserine Dikkat Edin

Katagori Sağlık Haberleri

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme başına taşıyan kanallardan oluşur. Bu süt bezleri ve kanalları döşeyen hücrelerin  kontrol dışı olarak çoğalmaları ve vücudun çeşitli yerlerine giderek çoğalmaya devam etmelerine meme kanseri denir.

Meme Kanseri Risk Faktörleri Nedir ?

Risk faktörlerini taşıyan kadınların  bu faktörleri taşımayanlara göre daha fazla meme kanserine yakalanma olasılıkları vardır.Bu faktörleri taşımayan kadınlar da meme kanserine yakalanabilirler. Meme kanserine yakalanan kadınların yarısı  bu risk faktörlerini hiç taşımamaktadır.

Meme kanserine yakalanma riskini artıran faktörler;
 
Yaş: İleri yaş önemli bir risk faktörüdür. Yeni meme kanseri tanısı konan kadınların % 70’i, 50 yaş üzerindedir. 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, yaşı 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazladır. Bu nedenle, 50 yaş üzerindeki her kadın, mutlaka yılda bir defa muayene olmalı ve mamografi çektirmelidir.
Kişisel meme kanseri hikayesi: Daha önce meme kanseri geçirmiş ve tedavi olmuş kadınlarda, diğer memede kansere gelişme olasılığı normal kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır.
Ailede meme kanseri hikayesi: Aile yakınları arasında meme kanserine yakalanmış kadınların, meme kanserine yakalanma olasılığı diğer kadınlara göre daha fazladır.Kız kardeşi veya annesi meme kanserine yakalanan bir kadının meme kanserine yakalanma riski, diğer kadınlardan 2- 5 kat daha fazladır. Bu kadınlar daha sık ve dikkatli izlenmelidir.
Daha önce memeden biopsi yapılmış olması: Memede bir kitle nedeni ile biopsi yapılmış ve iyi huylu bir tümör saptanmış olabilir. Bazı kanser olmayan iyi huylu tümörlerin bulunması, kanser gelişme riskini değişik oranlarda artırabilmektedir. Bu, tümörün hücresel yapısına göre değişir.Biopside çıkartılan kitlenin patolojik incelemesi sonucu atipik hiperplazi (iyi huylu) tanısı konmuş kadınlarda  meme kanseri gelişme oranı normal kadınlara göre daha fazladır.
Doğurganlık  çağı süresi: Adet görmeye erken başlanması ve menapoza geç girilmesi  bu çağı uzatmaktadır. Bu sırada kadın daha uzun süre östrojen hormonu etkisi altında kalmakta, meme kanseri gelişme riski artmaktadır. Erken menopoza giren kadınlarda hormon tedavisi yapılmıyor ise, meme kanseri riski önemli ölçüde azalmaktadır. Elli yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlarda, meme kanserine yakalanma riski az da olsa artmaktadır.
Doğurganlık hikayesi: İlk çocuğu doğurma yaşı önemlidir. İlk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda meme kanseri görülme oranı 20 yaşından önce doğuranlara göre 2 kat fazladır. Hiç çocuk doğurmayan kadınlarda risk hafif yükselmektedir.
Sosyoekonomik seviyenin yüksekliği: Meme kanseri görülme oranı daha fazladır. Bu ailelerin kızları daha iyi beslendikleri için daha erken gelişmekte ve erken yaşta adet görmeye başlamaktadır. Ayrıca bu çocuklar büyüdükleri zaman eğitim ve iş nedeni ile daha geç evlenmekte ve daha geç çocuk sahibi olmaktadırlar.
Östrojen hormonu tedavisi görenler: Menopoz nedeni ile uzun süre östrojen tedavisi ( 10 yıldan fazla) gören kadınlarda, meme kanseri oranı artmaktadır. Fakat, hormon tedavisi almayan kadınlarda  kalp hastalıklarında ve osteoporoz gibi sorunlarda artış ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, menopoz yakınmalarının azaltılması amacı ile, östrojen verilmesi önerilebilir fakat, mutlaka bir  kontrol altında yapılmalıdır.
Doğum kontrol hapı kullanılması: Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte hafif bir risk artışı olduğu ileri sürülmektedir. On yıl önce doğum kontrol hapını bırakmış olan kadınlarda ise, bu risk tamamen ortadan kalkmaktadır.
Alkol kullanılması: Fazla alkol alan kadınlarda, almayan kadınlara göre risk nispeten artmaktadır. Alkol alımının günde bir kadeh ile sınırlandırılması önerilmektedir.
Sigara: Sigaranın kesin bir etkisi gösterilememiştir. Fakat, genel sağlığı etkilediğinden dolayı bırakılması önerilmektedir.
Şişmanlık ve yağlı beslenme: Şişmanlığın, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda meme kanserine yakalanma riskini artırdığı gözlenmiştir.Doymuş yağların fazla bulunduğu yağlı et gibi yemekler ve yağlı süt ürünlerinin fazla alınmasının bu riski artırdığı ileri sürülmüştür.

Meme Kanseri Riski Azaltılabilir Mi ?

Yoğun egzersiz ve jimnastik yapan kadınlarda meme kanseri riskinin azaldığı gözlenmiştir. Bu nedenle, tüm kadınlara önerilmektedir. Meme kanseri ile beslenmenin önemli ilişkisi vardır. Sebze ve meyveden zengin beslenme, ağır yağlı yiyeceklerden uzak durulması önerilmektedir. Günlük gıda alımına C vitamini, beta karoten gibi antioksidanların eklenmesinin koruyucu etkisi olduğu ileri sürülmektedir.

Meme Kanseri Önlenebilir Mi ?

Henüz meme kanserini kesin önleyen bir yöntem yoktur. Günümüzde bilinen tek yöntem, erken tanıdır. Erken tanı sayesinde, meme kanserinin getirdiği sorunlar büyük oranda çözülebilmektedir.

Meme Kanseri Nasıl Erken Tespit Edilebilir ?

Meme kanserinde erken teşhis yöntemleri, hastanın taşıdığı risk faktörlerine göre değişmektedir. Bu risk faktörlerinin arasında en başta yaş gelmektedir. Daha genç yaşlarda ortaya çıkabilmesine rağmen, ilerleyen yaş gruplarında bu risk artmaktadır.
Yirmi yaş üzerindeki kadınlar, her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidirler. Bu muayene sırasında meme dokusunda farklılık olup olmadığı araştırılır. Eğer bir değişiklik tespit edilirse derhal bir hekime baş vurulmalıdır. Bir değişiklik saptanmasa bile, üç yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmelidirler.
Kırk yaşına gelen kadınların, kendi yaptıkları periyodik muayeneye ek olarak her yıl bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri gereklidir. Ayrıca her yıl veya iki yıl ara ile mamogrofi çektirmeleri gereklidir.
Elli yaşından sonra, kadınlar kendilerinin periyodik muayenelerine ve her yıl bir defa hekim muayenesine devam etmeli ve mamografi dediğimiz meme filmini her yıl çektirmelidir.

Kadınlar Kendilerini Nasıl Muayene Etmelidir ?

Erken teşhis için her kadının ayın belirli bir günü kendisini muayene etmesi gerekir. Her ay düzenli olarak kendisini muayene eden bir kadın, memesinde ortaya çıkan bir kitleyi çok daha erken fark eder.
  
Aşağıda değişiklikler fark edildiğinde, gecikmeden bir hekime baş vurulmalıdır:
ü       Memede iki haftadan uzun süre ele gelen sertlik veya kitle,
ü       Meme derisinde kalınlaşma, şişme, renk değişikliği,
ü       Meme başında kalınlaşma, kızarıklık veya yara olması,
ü       Memede veya meme başında içeri doğru çekinti olması,
ü       Memenin şeklinde değişiklik,
ü       Meme başlarının pozisyonlarında değişiklik,
ü       Meme başında ortaya çıkan akıntı.
 
Memede Bir Kitle Tespit Edildiğinde Ne Yapılmalı?

Memede bir kitle tespit edilince bunun kanser mi, yoksa başka bir hastalık mı olduğu araştırılmalıdır. Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, memede saptanan her kitle kanser değildir. Bu nedenle, memede şüpheli bir kitle saptanınca, hemen korkup telaşlanmaya ve paniğe kapılmaya gerek yoktur. Memede bir kitle saptandığında, bir hekime başvurarak daha ileri tetkiklerin yapılması gereklidir.

Meme Kanseri Nasıl Tedavi Edilir ?

Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli gelişmeler olmuştur. Bir çok tedavi olanakları ortaya çıkmıştır. Bu olanaklar  hastalığın saptandığı safhaya göre değişir. Hastalık ne kadar erken safhada saptanırsa tedavi olanağı ve seçeneği o kadar fazla olmaktadır.

Meme Ameliyatları Nelerdir ?

Günümüzde meme kanserinin tedavisinde, cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar temel olarak, memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar olarak iki ana gruba ayrılmaktadır. Bunlara ek olarak da, alınan memenin yerine, plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması ameliyatları vardır

Kemoterapi Nedir ?

Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedavidir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle, aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi, belirli bir süre verilir ve sonra ara verilir. Bu aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Daha sonra tekrar bir süre ilaç verildikten sonra ara verilir.
Bazı olgularda lokal olarak yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde, herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir.

Hormon Tedavisi Nedir ?

Bazı meme kanseri hücreleri, içerdikleri hormon reseptörleri (algılayıcıları) aracılığı ile östrojene duyarlı olabilir. Yani, östrojen hormonu bu kanser hücrelerinin büyümelerine ve artmalarına neden olabilir. Hormon tedavisinde amaç, bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve bu hormona duyarlı olan kanser tiplerinde, östrojen etkisinin ortadan kaldırarak kanserin gelişmesinin önlenmesidir. Bu amaçla günümüzde kullanılan ilaç tamoxifendir. Tamoxifen tedavisi genellikle en az iki yıl ve en fazla beş yıl sürmektedir.

Işın Tedavisi (Radyoterapi) Nedir?

Işın tedavisi meme bölgesine ve koltuk altına uygulanarak cerrahi girişimden sonra kalma olasılığı olan kanser hücrelerinin öldürülmesini sağlamak amacı ile yapılır. Bu tedavinin bazı yan etkileri vardır. Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınırlar. Memede şişme ve ağırlık hissi ortaya çıkabilir. Bu yan etki yaklaşık bir yılda kendiliğinden kaybolur. Tedavi edilen bölgedeki deri güneş yanığı rengini alabilir. Bu da yaklaşık bir yıl içinde azalır.
 
Dünyada Meme Kanseri Artış Gösteriyor Mu?

Hastalığın diğer bir özelliği de, görülme sıklığının artıyor olmasıdır. Kırk yıl önce 1960 yıllarında, ABD’ de yirmi kadından birisinde meme kanseri görülürken, günümüzde sekiz kadından birisinde meme kanseri görülmektedir. Hastalığın gösterdiği bu artış, tüm gelişmiş batı ülkelerinde izlenmektedir. Meme kanseri görülme oranı artış göstermekle birlikte, teknolojik gelişme ve erken tanı olanaklarının artmasına bağlı olarak, meme kanseri ölüm oranı aynı kalmıştır, artmamıştır.

Türkiye’ de bu konudaki toplum bilinci yeterince gelişmemiştir. Erken tanı olanakları yetersizdir. Bu olumsuzlukların sonucu, Türk kadını meme kanseri konusunda çağdaş erken tanı olanaklarından mahrum olduğu için, tanı çok geç konulmaktadır. Hastaların büyük bir çoğunda ilk tanı sırasında çok geç kalındığı için uygulanacak tedavi seçenekleri fazla olmamaktadır.

Meme Kanseri Toplu Taraması Nasıl Yapılır ?

Mamografi, memenin röntgen filminin çekilerek, kanserin erken dönemde saptanmasına yardımcı olan bir yöntemdir. Bu yöntem ile, toplumda belirli bir yaşın üstündeki tüm kadınların meme filmi çekilerek, meme kanseri erken safhada yakalanmaya çalışılır. Bu şekilde toplumda meme kanseri taramasının yapılabildiği mamografiye, tarama mamografisi denir.
Tarama mamografisi, dünyada en yaygın kullanılan meme kanseri erken tanı yöntemidir. Amerikan Kanser Enstitüsü, 40 yaş üzerindeki her kadının, yılda bir defa mamografi çektirmesini ve uzman bir hekim tarafından muayene edilmesini önermektedir.

Meme Kanseri Tedavisini Kim Yapar?

Meme kanserinin tedavisi, günümüzde multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Hastanın ilk ameliyatını yapan cerrah, ilaç tedavisini uygulayan onkolog, ışın tedavisini uygulayan radyasyon onkoloğu, teşhisin konulmasında kilit rol alan patolog ve plastik cerrah mutlaka bir ekip çalışması içinde birlikte hastayı ele almalı ve hastanın tedavisini birlikte planlamalıdır. Bu hekimler meme kanseri konusunda yeterince bilgili ve uzmanlaşmış olmalıdır. Alınan memenin yerine, rekonstrüksiyon yapılarak hastaların bedensel kayıplarının en aza indirilmesi, çağdaş meme kanseri tedavisinin ayrılmaz parçasıdır. Bu nedenle plastik ve rekonstrüktif cerrahi, bu ekip içinde yerini almalıdır. Ameliyat sonrası erken dönemde kol ve omuz hareketlerinin kazanılmasında, geç dönemde kolun şişmesi şeklinde seyreden lenf ödem tedavisinin yapılmasında, fizik tedavi ve rehabilitasyonun önemi çok büyüktür. Meme kanseri sadece hastayı değil, çevresindeki insanları da psikolojik olarak önemli ölçüde etkileyen bir sosyal bir sorundur. Böyle bir ekip içinde pisikolojik desteği sağlayan psikoloğun bulunması, mutlaka gereklidir.

24
Oca

Meme Asimetrisi

Katagori Sağlık Haberleri

Kadınların karşılaştığı bir  göğüs sorunu da meme uçlarında asimetri olmasıdır. İki memenin birbirinden farklı şekil ve büyüklükte olmasına meme asimetrisi veya asimetrik göğüs denir. Bayanların çoğunda iki meme büyüklüğü birbirinden farklıdır. Meme başının birden fazla olması veya şekil bozuklukları da olabilir. Şekil olarak farklılık ve meme ucu çokluğu da nadir olsa da görünen bir asimetrik bozukluktur Şekil bozukluklarında en çok rastlanan konik memelerdir.
Bu durum rahatsız edici boyutta olursa ameliyat gereklidir. Bu durum gelişme bozukluğuna bağlıdır ve kızların ergenlik çağı 12-14 yaşlarında meydana çıkar. 18-20 yaş civarında son şeklini alır.En çok görünen durum ise memelerin birbirinden farklı büyüklükte olmasıdır.
Asimetrik memeler veya meme şekil bozuklukları çok değişik şekillerde olabildiğinden her meme için standart bir çözüm yoktur.Plastik (Estetik) Cerrahi Uzmanı  Doktor muayene edip, hastayla ve ailesiyle durumu detaylı tartıştıktan sonra bu özel duruma en uygun çözümü önerecektir.Bu ameliyatlar 18 yaşından sonra yapılır ve küçük meme bir protez yardımıyla diğer memeyle aynı büyüklükte olması sağlanır. Bazen de bir memeye küçük, diğer memeye biraz daha büyük protez konur .
Meme asimetrisi ve düzeltmesi ile ilgili tüm ameliyatlar “Plastik Ve Rekonstruktif Cerrahi” uzmanları (Estetik Cerrahi) tarafından başarı ile yapılmaktadır.

Estetik Haber

Estetik sağlık ve bayanlar hakkında bilgiler

Katogoriler

  • Beslenme ve Diyet
  • Burun Estetik Operasyonları
  • Cilt Bakımı ve Güzellik Uygulamaları
  • Diş Estetiği
  • Estetik Ameliyatlar
  • Estetik Cerrahi Merkezleri
  • Estetik Doktorları
  • Estetik Haberleri
  • Estetik Operasyonlar
  • Estetik Plastik Cerrahi
  • Estetik Site Haberleri
  • Göğüs Estetik Operasyonları
  • Kategorilenmemiş
  • Medikal Estetik
  • Rekonstrüktif Cerrahi
  • Saç Ekimi
  • Sağlık Haberleri

Yönetim

  • Giriş

Yorumlar

Kasım 2008
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Eki    
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
Sayfalar: ◄ 1 ... 10 11 12 13 14 ... 15 ►

Son Konular

  • Burun Estetiği Ameliyatı
  • YAĞ ENJEKSİYONU - DOLGU
  • BOTOKS
  • DÜŞÜNCE TERAPİSİ & BİOENERJİ
  • G NOKTASI BÜYÜTME
  • DIŞ DUDAK ESTETİĞİ - VULVA ESTETİĞİ - VULVOPLASTİ
  • İÇ DUDAK ESTETİĞİ - KÜÇÜK DUDAK ESTETİĞİ - LABİOPLASTİ
  • BACAK GERME ESTETİĞİ
  • JİNEKOMASTİ
  • GÖĞÜS KÜÇÜLTME AMELİYATLARI
Estetik Haber

meme dikleştirme meme estetiği kepçe kulak karın germe göz kapağı estetiği göğüs estetiği Burun estetiği estetik estetik fiyatları estetik görüntüler estetik resimleri